Borsa İstanbul rekoru bir yanılgı mı?

Borsa İstanbul 03/12/2021 akşamı 1.910,41 kapanış değeriyle tarihsel zirvesini yeniledi.

Tasarruflarımı yatırıma yönlendirme sürecimin en önemli kısmı hazırlık aşamasıydı.

En uzun kısım bu oldu diyebilirim.

Önceliği duygularıma vererek, hangi yatırıma uygun olduğumu tartmaya ve anlamaya çalıştım. Okuduğum kitaplar, izlediğim videolar ve edindiğim fikirlerle bazı konularda daha sağlam bilgi setleri oluşturdum kendime. Ya da en azından, geçmişteki ‘ben’e göre daha iyi seviyede bir yatırım anlayışı diyelim buna.

Son dönemde ülkemizde devam edegelen ‘eksi reel faiz’ ortamının Borsa İstanbul’a getirdiği kararsızlık, TCMB’nin artık faiz indirim döngüsünün kaçınılmaz olduğu mesajını vermesiyle son buldu ve zaten USD bazında dünyanın en ucuz borsalarından biri olan ülkemiz borsasına cılız da olsa para girişi olmaya başladı.

Hisse senedi ile ilgili bilinçli okuma yapan herkes bilir, döviz oynaklığının olduğu dönemlerde ‘döviz geliri’ baskın olan ya da bir diğer deyişle ihracatı yüksek olan şirketlerin öne çıkacağı bir sürece girilmesi muhtemeldir. En azından rakamlar böyle söyler.

Faiz indirim döngüsünün devam edeceği ve eksi reel faiz ortamının devamının ‘o kadar da önemli olmadığı’ mesajının en üst kademeden veriliyor ve sıklıkla dillendiriliyor olması borsamızdaki yukarı yönlü hareketin başlangıcını ifade ediyor. Piyasa belirsizliği sevmez derler, belirsizliği ortadan kaldıran şey ‘rasyonel olsun olmasın’ sadece suların biraz da olsa berraklaşması, borsamıza yetti.

Ben de tüm bu karmaşa ve toz duman içinde, hisse senedi yatırımlarıma yakından bakmaya, fakat bu kez getirileri dolar bazında tutmanın doğru olup olmadığı konusunda bir saptama yapabilmek için, bir ön çalışma yapmaya karar verdim.

Bu yazıda sizlerle bunu paylaşmaya çalışacağım.

Yaklaşık 530 güne ulaşan bir süreçten bahsedeceğim hisse senedi yatırımlarımda.

Zirve ve dip noktalarının neresi olduğunu, hangi ekonomik konjonktürden olumlu beslendiğini, hangisinde dolara yenildiğini anlamaya çalıştım. Türkiye gibi enflasyon sorunu yaşayan ülkelerde yatırımcı davranışlarının sıklıkla ‘serveti koruma’ amacıyla altın ve dövize kaydığını, hatta ‘yastık altı’ olarak ifade edilen bireysel servetin, ekonomi yönetimi tarafından dile getirilen yeni anlayışı savunmak adına bir teminat unsuru olarak referans alındığını da görüyoruz.

Ben de sanırım ilk dönem okumalarımın etkisi ve enflasyon deneyimini her dönem yaşamış bir ülkenin bireyi olarak, ‘serveti koruma’ ana temasıyla, yatırımlarımın bir kısmını mutlak surette dövizde değerlendirmeyi planlamıştım. Kafamda da çok kaba biçimde ‘en azından %30-35 gibi bir eşik belirlemiştim.

Yaklaşık 36 aya yayılan tasarruf ve yatırım sürecimin ilk zamanlarında yaptığımız asıl şey, tasarrufu öne alarak daha az harcamaya odaklanmak ve sorumluluğumuz altındaki borçları ‘kazasız belasız’ bitirmekti. Varlık/borç dengesi varlıklardan yana ağırlık kazandıkça, her ay elimizde biriken ‘artı değerin’ nasıl en verimli şekilde değerlendirileceği sorusu, bu gelişim sürecinin en tatlı endişesi oldu.

Bu noktada da başlangıçta belirlediğim ‘en az %30-35 döviz’ motivasyonuyla küçük küçük döviz alımları yaparak, ailemizin döviz tevdiat hesaplarının vadesizden vadeliye evrilmesini sağladık. Başlangıçta ‘vadeli mevduat açılacak kadar bile büyük olmayan’ bu birikimler, zamanla bu eşiği aştı, bize çok az da olsa faiz getirisi de yaratmaya başladı. ( Sonrasında mevduatın yerini eurobond aldı ki, bu başka bir yazının konusu )

Aylık tasarruf planlamamı yaparken mutlaka ve mutlaka %30-35’lik kısmı düzenli olarak döviz alımına ayırma disiplininden hiç kopmadım.

Ancak asıl odak noktam hisse senedi ve bu süreçteki öğrenme açlığıdır.

Mahfi Eğilmez kitaplarından bazıları

Dr.Mahfi Eğilmez kitaplarının neredeyse tamamını okudum. Warren Buffet’tan Benjamin Graham’a, Richard Thaler’den Robert T.Kiyosaki’ye kadar tüm yazarları okumaya çalıştım ve yazılan deneyim setlerinden rafine bir strateji çıkarmaya çalıştım.

Kurguladığım basit stratejide ‘bileşik getirinin gücünden’ faydalanacaktım hisse senedi yatırımlarımda.

Temel analize göre finansal oranları sağlam, faaliyet raporlarını okuyabildiğiniz, kurumsal yönetimle yönetilen, sürdürülebilirlik raporu olan, sektörünün güçlü oyuncusu ve hakkında bolca analist raporu yazılan, haber akışı yakından takip edilen şirketlerden elde etmeyi planladığım sermaye kazancıyla; bu şirketlerin yaşam döngülerinde en baştan belirleyip ilan ettikleri temettü politikaları sayesinde elde edeceğim temettü gelirleri, benim portföyümün ana stratejilerini oluşturuyordu.

Risklerimi sektörel bazda dağıtmayı, şirket başına aldığım toplam riski, şirket sayısını optimum bir noktaya kadar çıkararak azaltmayı hedefledim. Bu satırları yazarken portföyümde 14 şirket bulunuyor. 100 birimlik bir risk setinde şirket başına %7 gibi bir risk almış oldum. Elbette kişiseldir ve herkes için farklı bir değer ifade etmesi çok normal.

Zira yatırım işi tamamen öznel bir iş, herkes için belirlenmiş ve herkese uyan net bir doğru yok. Bu nedenle herkesin seçimine saygı duyuyorum.

Seçtiğim şirketlerin ana faaliyet döngülerinde ve finansal değerlerinde bir anormallik yoksa ve bu rutini bozma potansiyeli taşıyan olumsuz bir haber akışı görülmediyse, hisse performansını etkileyen ana unsurlar; aslında benim hisse senedi yatırımındaki uzun vadeli bakışımı ‘zedelemeyen’ unsurlar oluyor.

Ben sadece elimdeki ‘sahiplik’ erkini arttırmaya çalışıyorum, basit ifadeyle ‘pay arttırıyorum’

Yaklaşık 1,5 yıla ulaşan bu süreçte genel tavrım, gelirlerimizin içinde belirlediğimiz bir tutarı mutlaka ‘tasarruf havuzuna’ atmak ve planın başında belirlemiş olduğum varlık dağılımı doğrultusunda dağıtmaktan ibaretti. Hisse senedi yatırımında tecrübe edilmiş temel doğruları da yanımdan ayırmamaya çalıştım.

Tasarrufları düzenli olarak yatırıma yönlendirerek bu davranışı ‘bir aile kültürü’ haline getirebilmek ise, mental anlamda bizi en çok ‘besleyen’ unsur oldu. Dört kişilik bir aileyiz ve evdeki her bireyin bir hisse senedi hesabı var. Hepsindeki seçimlere de ‘ayrı ayrı’ özen gösterilmiş olduğunu sanırım söylememe gerek yok.

Hisse senedi birikimlerimizdeki dolar bazlı zirve noktası, Kasım 2020’de göreve gelen Naci Ağbal’ın, ülke ekonomisi ve piyasa paydaşlarını büyük oranda kucaklayarak anlaşılır ekonomi politikalarıyla TL’yi değerli kılmaya odaklandığı ve sağlıklı bir TCMB-Piyasa iletişimi ve ülkeye giren yabancı yatırımcının da etkisiyle, döviz kurunu dizginlediği dönem oldu.

Sanırım bu bir tesadüf değil.

Sağlıklı olan da bu.

Borsada devam eden çılgın ralli endekste bizi 1900 puanın üzerine çıkarmış olmasına, kişisel olarak ise Borsa İstanbul endeksini bu coşku döneminde bile yenmiş bir portföye sahip olmama rağmen ulaştığım yer, TL’ nin değerini arttırmaya odaklı rasyonel ekonomi politikalarının güdüldüğü dönem zirvesinin üzerinde değil, altındadır.

Tüm bu toz duman içinde, neredeyse 6 ay %25-30 K/Z seviyelerinde gezen portföyümün şu an%80 seviyesine ulaşmış olması, ülkemizin parasının diğer paralar karşısında daha fazla değer kaybetmesi nedeniyle bir anlam ifade etmiyor. Elbette üzücü.

Aldığım ders şudur:

Yatırım ortamımızın sağlıklı oluşu, bizleri başarıya ulaşma konusunda daha şanslı kılıyor. Ancak şunu da biliyorum. Tasarruf ve yatırım, tıpkı hayatın ‘ta kendisi’ gibi, öğrenme sürecinin bir parçası. Tasarruf sürecindeki ‘özne’ ve onun kişilik özellikleriyle uyumlanan, okuma ve yetkin insanları izleme süreciyle beslenip güncellenen ve taze kalan bir yatırım planı; duygu yönetimini de iyi yaptığımızda bizi başarıya ulaştırabilir.

En azından ben böyle düşünüyorum.

Ekonominin, tüm paydaşları kucaklayan, anlaşılır ve öngörülebilir dinamiklerden oluşumunun ne kadar önemli olduğunu, sağlıklı bir piyasa ortamında yakaladığım pozitif değere nasıl önemli bir etki yaptığını yaşayarak gördüm. Evet farkındayım, bu yazıyı Borsa İstanbul endeksinin TL bazlı tarihi rekorunu kırdığı bir gün yazıyorum.

Toplumun tüm paydaşlarını kucaklayan bir piyasa ortamına çok ihtiyacımız var. Değiştiremeyeceğimiz şeyler için endişelenmek yerine, etki edebileceğimiz ve geliştirebileceğimiz ‘yegane’ değere odaklanmak gerekiyor belki de: kendimize…

Sağlıkla kalın.

tasarruf delileri tarafından yayımlandı

Finans sektöründe 23 yıllık bir yolculuk. Sermaye piyasaları, çeşitli bankalarda portföy yöneticiliği, Satış Müdürlüğü deneyimleri. SPK Türev, SPK Düzey3, BES ve SEGEM Lisansları. Son dönemde ekonomiye, iktisada yoğun ilgi. Evli, 2 çocuk babası, tasarruf delisi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: