Tematik Fonlar: Bugün mü,gelecek mi?

Sevgili dostlar,

Prof.Dr.Serra Eren Sarıoğlu’nun yönetici ortağı olduğu İyi Gelir Platformu’nun Youtube kanalında konuk olduğum ‘Tematik Fonlar’ konulu sohbetimizin içeriğini paylaşmak istiyorum. Sohbet esnasında kullandığım bilgiler 06/09/2021 tarihli TEFAS verileridir.

Yararlı bulmanız dileğiyle,

Keyifli okumalar dilerim.

Yatırım fonlarıyla ilgilenen yatırımcıların ismini sıklıkla duyduğu, Youtube kanalında bilgilendirici videolarını izlediği, İyi Gelir ’in Twitter’da gerçekleştirdiği Sıra Fon Yatırımcılarında sohbet programının ayrılmaz konuşmacısı sayın Yücel Ferek programımızın konuğu.

Ben esas konumuza geçmeden önce izleyicilerimizin sizi biraz daha tanıyabilmesi için bir soru yöneltmek istiyorum. Sosyal medya hesaplarınızdan birinde 23 yıllık bankacı olduğunuzu yazmışsınız. Aynı zamanda “Finansal özgürlük” terimini profilinize yerleştirmişsiniz. Aslında siz bir beyaz yakalısınız ancak paylaşımlarınızdan da anladığımız kadarıyla temettü emekliliği, finansal özgürlük konularında yol kat ettiğinizi görüyoruz. Biraz buradaki bakış açınızdan ve finansal özgürlük konusunda nasıl bir yol izlediğinizden bahseder misiniz? Yatırım fonları bu yolculukta nasıl bir yere sahip?

Mesleğimin ana odağı bireyler, yani insan unsuru olduğu için; bu uzun dönem boyunca doğal olarak finansal davranış biçimlerini sıkça gördüğüm bir laboratuvarın içinde oldum. Toplumun her kesiminden birçok bireyin tasarruf, birikim ve borçlanma gibi seçimlerini gözledim, büyük çoğunluğuna bu yolda kılavuzluk ettim, finansal yanlışlardan kaçınabilmeleri adına, bir çeşit finansal danışmanlıktı bu aslında.  

Gereksiz tüketmek,

Gereksiz kredi ve kart kullanmak,

Gereksiz borçlanma,

Tasarruftan uzak kalma, tasarrufu sürekli erteleme,

Küçük tasarrufu küçümseme ve gücüne inanmama gibi kısır döngü yaşayan bireyler, bu sürecin içinde veya sonunda sadece kendilerini değil; ailelerini de yıpratıyorlar. Finansal kararlar, aynı çatı altındaki herkesi etkiliyor.  Bunlara uzun dönem boyunca hep tanıklık ettim, hala da ediyorum.

Mesleki olarak deneyimlerimi paylaşma ve yeterli finansal bilginin herkes için ücretsiz ve ulaşılabilir olduğunu anlatma adına güçlü bir mesleki sorumluluk hissettiğimi söylemeliyim. Videoları bunun için çekiyor, blog yazılarımı bu yüzden yazıyorum.

Beni finansal özgürlük kavramına iten şey, yanlış finansal kararların kişinin kendisi ve ailesinde yarattığı yıpranmayı hem gözlemek hem de bizzat yaşamak oldu. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenebiliyorsunuz. Finansal özgürlüğe ulaşmak için yapılacaklar listesine baktığımda, bütün yollar beni aslında en temel soruya, yani yolun en başına götürdü:

Nasıl daha etkin tasarruf yapabilirdim?  

Yatırım fonlarını tam da bu noktada güvenilir buldum ve sizin de sıklıkla ilettiğiniz gibi, çeşitlendirme ve riski dağıtma gibi güvenlik unsurlarıyla tasarruflarımızın 1/3’ünü fonlarda değerlendiriyorum.  Kısa hikâye bu aslında.

Ailemiz için koyduğum ‘emeklilik döneminde sürdürülebilir ek gelir hedefi’ ise beni ülkemizin üreten ve değer yaratan şirketlerine hisse senetleri yoluyla ortak olarak; o şirketlerin elde ettiği kârlılığı düzenli bir gelire çevirmemizi sağlayan temettüye yöneltti ve temettü emekliliği süreci böylece başlamış oldu.

Tasarruf alışkanlığımdan vazgeçmeden, sabır ve istikrarla hedefe ilerlemeye çalışıyorum.

Yücel Bey ile bu videoda “Temalı Yatırım Fonlarını” konuşacağız. Son 1 senedir portföy yönetim şirketleri yatırımcılara farklı yatırım olanaklarını sunmaktalar. Turizm sektöründen blockchain teknolojisine, sağlık şirketlerinden dijital oyun pazarına kadar farklı birçok tema yatırım fonları vasıtasıyla portföylerimizde yerini almaya başladı. Sizin de kendi Youtube kanalınızda temalı fonların 17’si ile ilgili inceleme videoları bulunmakta. Sermaye piyasamızda geçmişi henüz bir yıl bile olmayan tematik fonların odaklarında hangi konular var?

Teknoloji teması bu alandaki en köklü tema sermaye piyasamızda ve teknoloji kavramının genelliği, onu bir çatı kavram haline getiriyor. Üstelik bu durum ‘teknoloji fonlarını’ yatırımcı sayısı ve fon toplam değeri gibi konularda da güçlü kılıyor. TEFAS verileri bu durumu açık biçimde gösteriyor. İfade ettiğiniz gibi henüz ‘çok genç’ temalara bakarsak;  

  • Alternatif Enerji
  • Sağlık Sektörü
  • Blok Zinciri
  • Sürdürülebilirlik odaklı fonlara rastlıyoruz. Sürdürülebilirlik Çevresel sosyal ve Kurumsal yönetim ilkelerini yatırım kararlarına entegre etmiş şirketler olarak ifade ediliyor ve yurtdışında ESG endeksleri olarak geçiyor, ülkemizdeki karşılığı ise BİST Sürdürülebilirlik Endeksi şirketleri.
  • Turizm ve Seyahat sektörü fonları örnek verilebilir.
  • Tematik fon kavramına en güçlü katkıyı yapan fonlardan birinin unvanında ‘Elektrikli Araçlar’ gibi bir tanım taşıdığını ve sektörün majör fonlarından biri olduğunu eklemeliyiz.

Teknolojinin alt sektörleri olarak bir sınıflandırma yaparsak,

  • Yarı İletken Teknolojileri
    • Siber Güvenlik Teknolojileri
    • Dijital Oyun Sektörü gibi temaları eklemek mümkün.

Pandemi döneminde sürekli yükselen fiyatları nedeniyle dikkatleri üzerinde toplayan Tarım ve Gıda sektörü bir portföy şirketimizin serbest fonuyla yatırımcılara sunulurken, aynı temaya yönelik bir değişken fon da izahnamesi onaylanmış halde, halka arzını bekliyor.

  • Petrol
  • Emtia
  • Kadınların istihdam ve şirket yönetiminde söz sahibi olmalarını destekleyen ‘Kadın’ fonu da tematik fonlarımız arasında.

Tematik Fon Konuları

Hangi portföy şirketlerimiz daha çok tematik fonlar konusunda çalışmakta?

Tematik fon liginde İş Portföyün 10 fonu var. Bu fonlardan hem büyüklük hem de yatırımcı sayısı açısından en güçlüsü şirketin Elektrikli Araçlara odaklanan fonu. İş Portföy 10 fondan 8’ini karma ve değişken olarak tercih etmiş, kalanlar ise Hisse senedi ve Fon Sepeti Fonu şeklinde.

Ak Portföy ’ün tematik 7 fonu var. Bunlardan 5’ini hisse senedi fonu olarak konumlandırmış. Yabancı hisse senedi fonlarını 20 seçilmiş şirket ve eşit ağırlıklı yatırım, şeffaf yönetim olarak ifade ettikleri bir yöntemle yönetiyor Ak Portföy ve yatırımcı sayısı yüksek seyreden portföy şirketlerimizden.

Garanti Portföy ’ün 8 tematik fonu var. Şirketin Turizm ve Seyahat, Tarım ve Gıda, Finans Sektörü, Sağlık Sektörü gibi 4 tematik fonunun şu anda TEFAS’ta işlem görmediğini, izahnamelerinin onaylandığını ancak henüz halka arz edilmediklerini hatırlatalım.

Liste Yapı Kredi Portföy, FİBA, QNB ve TEB Portföy olarak devam ediyor.

Tematik Fonların Portföy Şirketleri bazında dağılımı

Yatırımcı sayısı ve fon toplam değeri olarak baktığımızda tematik fonlarda ilk 3 fon aynı. YAY AFT ve IPJ. IPJ 24binin üzerinde yatırımcı sayısıyla en çok yatırımcının tercihi olurken, YAY fon ise toplam değer açısından en büyük fon olmuş. YAY fonun güçlü çizgisini yatırımcı başına portföy büyüklüğünde de görüyoruz ki, yatırımcı başına 238.000 TL gibi bir ortalama rakam, oldukça yüksek.

İş Portföyün 4 tematik fonu, yatırımcıların şu an için küçük tutarlarla tasarruf yaptıkları fonlar olarak ifade edilebilir.

Yatırımcılar neden tematik fonları tercih etmeli? Ne gibi avantajları var? Bu fonların “hisse senedi, değişken, karma veya fon sepeti fonu” olarak kurulduğunu görüyoruz? Diyelim ki aynı temadan iki fon var ve birisi hisse senedi, diğeri karma (teknoloji) fon olarak kurulmuş. Yatırımcı seçim yaparken neye göre karar vermeli?

Tematik fonlarda kazanç beklentisinin daha uzun vadeli kurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Uzun vadeyi 1 yıl ve daha uzun vade olarak ifade ederiz ama bana sorarsanız 1 yıl vade tematik bir fon için kısa bile olabilir. Temalı fonların ana odağı ‘geleceği fiyatlamak ve gelecekle ilgili beklentiyi’ yatırımcı için ‘bugün’ bir seçenek haline getirmek. Fiyat odaklı dalgalanmalara karşı güçlü durabilmek, vadeyi alışılmışın dışında uzun tutabilmek gerekebilir.

Joe Biden ABD seçim kampanyasının merkezine yenilenebilir ve temiz enerjiyi koydu, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke fosil yakıtlardan elde edilen enerjinin yerine temiz enerjiyi koymaya çalışıyor, İngiltere’de 2030’dan sonra benzinli ve dizel araç satılamayacak örneğin.

Evet bunlar, odağında bu temaya yakın olan fonlar için çok güçlü beklentiler ancak yolculuk bir hayli uzun.

Bunu unutmamak lazım.

Tematik fonlar ifade ettiğiniz gibi 4 fon türünde gruplanmış durumda.

  • Hisse senedi
  • Değişken
  • Karma
  • Fon Sepeti Fonu

En fazla değişken fon tercih edilmiş, onu karma fonlar takip ediyor. Hatta Garanti Portföy Temiz Enerji Karma Fon gibi başlangıçta Karma fon olarak başlamış, ancak şu an değişken olarak devam eden örnekler de var. Değişken + Karma fonlar daha fazla tercih edilmiş. 7 tematik fon da ETF’ler yoluyla yatırımcılara sunulmuş.

Burada kritik husus, Portföy şirketinin fondaki hedefini nasıl tanımladığı, hedefini nereye koyduğu. Bu saptama zaten fonun risk derecesini belirleyen en önemli unsur oluyor. Aynı yatırım ufku bize hisse senedi fonu ve karma fon gibi iki farklı türde sunuluyorsa; hisse fonda %80 hisse tutma, karma fonda en az iki varlık grubunda minimum %20 ağırlık taşıma zorunluluğu gibi riski farklılaştıran seçimler yapıldığını unutmamak lazım.

Bu sebeple tematik fon tercihlerimizden önce Yatırımcı Bilgi formu ve İzahname gibi kritik belgelere mutlak göz atmalı, sindirerek okumalı.

Tek bir tematik fon alarak bir portföy oluşturmak ne kadar doğrudur? Bu tematik fonların riskleri ne düzeydedir?

Finansal varlık dağılımı yapmamak bizi tek bir varlık grubunun getirisine ortak edebilir ancak o varlık grubunun riskini de en sert şekilde almamız sonucunu doğurur. Finansal varlıklarımızı yönetirken ana planımızdan uzaklaşmamak, plan dahilinde varlık dağılımı yaparak yatırım sürelerine uyum göstermek çok önemli.

Bu, tematik fonlar için de fazlasıyla geçerli bir durum. 06/09/2021 TEFAS verilerine göre risk seviyelerine baktığım 32 tematik fondan 19’unun risk seviyesi 7 üzerinden 6 iken, 6 fon ise 7 üzerinden 7 yani çok yüksek riskli olarak ifade ediliyordu. Tematik fonlar bu puanlamaların da açıkça işaret ettiği gibi riskli fonlar.

Yeni çıkmış bir tematik fonun performansını geçmiş verisi olmadığı için değerlendiremeyiz. Ancak yine de bir yaklaşımlama yapmak için kullanabileceğimiz bir kriter var mıdır?

Ben fonların karşılaştırma ölçütü olarak belirlenen endekslere bakıyorum.

Endeks içeriklerine, endekste hangi şirketler ya da varlıklar olduğuna.

PDR’si açıklanmamış bir fonun yatırım ufku ile ilgili fikir verebilir. Zira PDR içindeki finansal varlıklar, büyük oranda ölçüt endeks içeriğindeki varlıklar olabiliyor.

Ayrıca ölçüt endeks içindeki majör şirketlerin ya da ETF’lerin son dönem getiri performanslarına Investing ekranı kullanılarak da bakılabiliyor.

Şirket ya da ETF hakkında çok önemli bilgilere ulaşmak bu sayede mümkün olabiliyor. Elbette bunların hepsi, bir internet bağlantısı sayesinde ulaşılabilecek, ücretsiz bilgi kaynakları.

Yatırımcıların risk tahammüllerine, beklentilerine ve kurguladıkları yatırım sürelerine uygun yatırım araçlarını seçmesi gerekli, yatırım fonları içinde bundan böyle önemli yer edineceği konusunda bizlerde güçlü bir izlenim bırakan ‘tematik fonlarda da durum böyle.

Yatırımdaki en önemli unsurun ‘öznellik’ olduğu unutulmamalı.

Sabır bizi nereye ulaştırır?

Hayatın akışı içinde planlama yapmak, çoğu zaman hep aklımızdan geçen; ancak pek de uygulayamadığımız davranış biçimi sanki. İnsan, kimi zaman bir doğum gününde, kimi zaman sıradan bir yılbaşı gecesi, değiştirmek istediği şeylerle ilgili bir söz verir kendisine içten içe; der ki ‘artık bundan sonra böyle yapacağım!’

Plana bağlı kalmak

‘O an’ için kendimize moral veren bir iç sözün beynimizden kalbimize giden direktifidir bu.

Kendimize söz verdiğimiz o ‘milat’ gelince asıl zorluk, uygulamada başlar. İlk hevesin verdiği enerji sayesinde büyük bir motivasyonla başlarız hayallerdeki hedefe doğru. Birinci gün, ikinci gün, birinci ay, üçüncü ay…

Zaman geçtikçe hedef yolda karşımıza çıkan ‘taş toprak’ ya da elimize batıveren bir ‘diken’ başlangıçtaki o ‘ilk motivasyonu’ örselemeye başlar, düz çizgi üzerinde devam eden o yolculukta sapmalar yaşarız.

Nasıl başlarsak öyle mi gideriz?

Tasarrufa karar vermişken bir de bakmışız; cep telefonumuz daha iki yılını doldurmamışken, yeni modelin büyüsüne kapılıp telefon değiştirmişiz, ya da uzun süreli olarak yatırım yapmayı kafamıza koymuşken, hisse senedimizdeki kısa dönem kazançları ‘cebe atmak’ için al-sat yapmaya başlamışız.

İki uç örnek gibi görünse de, bu davranışların temelinde sanırım biraz ‘sabır’ olgusundan uzaklaşmak yatıyor.

Pandeminin bizi eve kapaması ve zamanımızın ‘zorunlu olarak’ bollaşması, 2020 başında beni ‘tasarruflarımı nasıl arttırırım’ gibi bir soruya götürmüş, ardından gelen soru ise ‘daha iyi nasıl değerlendiririm’ olmuştu.

Finansal okuryazarlık ülkemizde son dönemde çok dile getirilir bir kavram ve temelinde yatan en önemli unsurun ne olduğunu ve işleri yıllardır finans ve yatırım sektörlerinde, akademik çevrelerde geçen insanların ‘neden bu olgu için gönüllü çalıştıklarını’ anlamaya çalıştım.

https://foy.tbb.org.tr/finansal-okuryazarlik-nedir

Toplum olarak hafızamızın çok güçlü olduğu söylenemez, her şeyi çok çabuk unutuyoruz ve şimdi artık bu resme ışık hızı ile yarışan bir haber akışı da eklendi, kuşkusuz. Her şey çok çabuk olup bitiyor, hayatlarımızı planlayıp geleceği kurgulamak ve geleceğe yatırım yapmak daha da önemli hale geliyor.

Finansal sistemin doğası

Tasarruf alışkanlıklarımızın ‘finansal sistem’ içinde gerçekleşen en önemli ifadesi ‘paramızı bankaya yatırmak ve faiz getirisi elde etmek’ olarak özetlenebilir yıllardır. Elbette bu tanımın içine ‘dolar veya euro olarak elde tutulan ya da bankaya yatırılan’ parayı da eklemek lazım.

Altın ise geleneksel bir yatırım aracımız ve pandemi döneminde oluşan belirsizliğin altını nasıl desteklediğini hep beraber yaşadık tüm dünyada. Nişan ve düğünlerle sosyal hayatımıza derinden işleyen, toplumumuzun genlerine yayılarak bir ‘yatırıma’ ve bir kaç kuruş arttırarak aldığımız bir çeyrekle ‘düzenli birikime’ dönüşen altın, tasarruf dinamiklerimizde her zaman güçlü bir yer tutacak, bu kesin…

Tasarruf alışkanlıklarımızın genel bir resmine baktığımızda, banka mevduatı, döviz ve altın birikimi olarak bir özet görmek gayet olası.

Elbette buna çok güçlü tasarruf yöntemlerimizden biri olan ‘konut edinme ve kira geliri elde etme’ seçeneğini de eklemeliyim. Ancak konut, sıradan bir insanın ömründe bir veya iki defa ulaşabileceği ‘bir fildişi kule’ ülkemizde, bu yönüyle ‘küçük miktarlarla birikim yapabilme’ noktasında diğer seçeneklerden ayrıldığını söyleyebiliriz.

Gelir dağılımımızın ‘çok sağlıklı olmadığı’ gerçeğini önümüze koyduğumuzda, tasarruf olgusunun ‘herkes için ulaşılabilir’ olmasındaki kritik noktanın; yatırım yapılabilir seçeneklerin de ‘ulaşılabilir’ kurgulanması’ olduğunu görüyoruz.

Asgari ücret ile geçimini sağlayanların, tüm ücretlilerin neredeyse yarısı kadar olması, bunu zorunlu kılıyor. Herkesin küçük tutarlarda da birikim yapabilme gibi bir lüksü olmalı.

Ülkemizdeki enflasyonist ortam ve toplumumuzun geniş kesimlerine yayılmış ve düşünsel olarak ‘kemikleşmiş’ gelecek kaygısı, para söz konusu olduğunda bizleri ‘kısa vadeli düşünmeye iten’ bir çok toplumsal tecrübenin bir sonucu olarak görülebilir.

Bir İskandinav ülkesinde bir yılda görülecek haber akışını sadece bir haftada, hatta bir günde görmeye alışmış ülkemiz insanı; sağlam ve dingin bir zemine bir türlü oturamayan bu sosyal ortam nedeniyle ‘geleceği uzun vadede kurgulama’ gibi bir lüksten doğal olarak uzak kalmış durumda.

Finansal sistemin küçük yatırımcıya sunduğu seçenekler, temelde ‘paranın değer kaybını’ aşarak, yatırımcıya bir ‘artı değer’ sağlayabilme amacını yöneliktir. Enflasyon sorunu yaşayan bizim gibi ülkelerde ‘küçük yatırımcının doğal beklentisi’ de budur.

Finansal sistem bunun için farklı risk algılarına sahip yatırımcılar için farklı zaman aralıklarında yatırım yapılması gereken alternatifler sunar ki, hisse senedi yatırımı da bunlardan biri.

Hisse senedi fiyat grafikleri

Hisse senedi, en küçük TL banknot ile bile alabileceğiniz, bir şirkete ortak olma hakkını sunabilen bir yatırım metodu. Ülkemizde son dönemdeki ‘halka arz’ hareketliliğini saymazsak, genel toplam içinde ‘görece’ küçük bir yüzdeye sahip, insanımızın çok ilgi göstermediği veya gösterse bile en yoğun metot, yani al-sat mantığıyla uyguladığı risk dolu bir gelir arttırma yöntemi aslında.

Ancak hisse senedindeki en önemli unsur, finansal değerleri sağlam, yönetimine güvenilebilir şirketlere uzun vadede yatırım yaparak; o şirketin büyüme ve değer yaratma potansiyeline uzun vadede ortak olabilmek, hisse senedi yatırımını kısa vadeli bir gelir arttırma yöntemi olarak değil; uzun vadeli bir yatırım yöntemi olarak benimseyebilmektir.

Hisse senedi veya borsa deyinde hemen ilk akla gelen klişe cümlenin ‘borsa oynamak’ olması bu durumun dilimize yansıyan bir ifadesi olarak da kabul edilebilir. Toplumsal yatırım genlerimizin doğal olarak devrede olduğu ve yatırımın ‘vadesini’ kısaltan davranış biçimleri bunlar.

Elbette ben de bu toplumun bir parçasıyım ve sürekli dile getirilen bu klişeden başlangıç dönemlerimde etkilenmediğimi söyleyemem. Bir hisse senedi alıyorsunuz, o hisse senedi artı değer yarattığında satıp kazancınızı cebinize koyuyorsunuz. Oldukça basit görünen ve uygulanabilir bir yöntem gibi geliyor ilk başta insana. Ancak asıl sorun ‘kaybetmeye başladığınızda’ ortaya çıkıyor.

Bilim insanları, insanın ‘kazanca verdiği olumlu tepkinin, kayba verdiği olumsuz tepki kadar güçlü olmadığını’ saptamışlar. Özeti insanın kazanırken deneyimlediği duygusal tatmin, kaybederken yaşadığı üzüntünün yerini kesinlikle tutmuyor. Hisse senedi, kayıp ve kazancı doğasında taşıyan ve bu iki duyguyu yatırımcısına sıkça yaşatma potansiyeli taşıyan, hırpalayıcı bir yatırım yöntemi olarak gösterilebilir.

Kritik nokta şu:

Hangi davranışı gösterirsek?

Hepimizin birleştiği bir nokta vardır ki; bir çoğumuzun dedesinin zamanında ‘buralar dutluktu.’

Ancak şimdinin dünyasında pek öyle şeyler yok. Hayatın çok hızlı aktığı 21.yy dünyasında hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için, başımızı döndüren bir çok seçenek arasından doğru seçimleri yaparak ‘bir şeyler için’ sabredebilmeliyiz.

Hisse senedi yatırımında ikinci yıla girdim ve ilk zamanlarımdaki duygu yoğunluğunun artık azaldığını hissediyorum. Bu azalış ‘bir hedeften sapma halinden’ değil, bu sürede ‘sabır’ olgusunun kazandırdıklarını ‘net olarak’ gözlemiş olmaktan kaynaklanıyor.

İlk zamanlar portföyüme her gün bakardım, bu yavaş yavaş değişti. Önce haftalığa, sonra aylığa evrildi. Bu sürede hedeflediğimden de fazla temettü geliri elde ettim ve uzun vadeye inancım perçinlenmeye başladı.

Bu yazıyı bir başlangıç kabul ediniz.

Devamında ‘sabrın neden önemli olduğunu’ yaşanmış deneyimler ışığında paylaşacağım.

Bildiğim bir şey var ki o da şu; yatırım işinde profesyonellerin sürekli söyledikleri şeyler ve küçük yatırımcıyı korumak adına verdikleri tavsiyeler ‘klişe değil’ gerçekten yaşanmış ve büyük olasılıkla zararı görülmüş davranışlardan sonra elde edilmiş ‘çıkarımlar’.

Yolu uzun kabul etmek lazım. Herkes yaşam döngüsünün farklı bir noktasında ve herkesin oyun planı birbirinden farklı oluyor, bu işin doğasında var. Önemli olan, plana bağlı kalabilmek.

Sabırlı olabilmek.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Sağlıkla kalın.

Covid-19’da Sağlık Çalışanı olmak: Yaşatabilmek ve Yaşayabilmek İkilemi

Giriş

31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü Çin Ülke Ofisi, bilinmeyen bir vaka tipini kayıtlara geçirirken, adres olarak da Çin’in Hubei eyaletindeki Wuhan şehrini göstermişti. Bu vaka tipi, 7 Ocak 2020’de daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni tip koronavirüs olarak literatüre geçiyor ve Covid-19 olarak tanımlanıyordu.

       Tarih 11 Mart 2020’ye geldiğinde, salgının çıkış yeri olan Çin dışında 113 ülkede de görülmesi üzerine Covid-19, Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel salgın: pandemi olarak tanımlandı. (1)

       Pandemi dönemlerinde toplumların doğal savunma hatları sağlık sistemi ve o sistemin aktif çalışanları olmaktadır. Covid-19’un tüm insanlık için en yıpratıcı tarafı ‘bilinmezliği’ olarak ifade edilebilir. Yayılma hızı göz önüne alındığında, özellikle salgının ilk evrelerinde, ülkeler arası gelişmişlik farklarını bile ikinci plana atan geniş bir çaresizlik yarattığı görülmüştür.

Amaç

Bu çalışmada, Covid-19 salgınının sağlık çalışanları üzerindeki etkilerine odaklanılacak, pandemi sürecinde sağlık sistemi ve sistemin bizzat kendi çalışanları üzerinde yarattığı fiziksel-psikolojik travmalara dikkat çekilerek; konuya ücretli emek, yabancılaşma ve rol çatışması gibi kavramlarla da açıklama getirilecektir.  

       Yarattığı etkileri yaşamımızda halen güçlü biçimde hissettiğimiz Covid-19 ile yapılan mücadelede en önde mücadele eden sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi, güvenlikle ilgili sorunlarının çözülmesi ve psikolojik açıdan desteklenerek toplumumuza tekrar güçlü sağlık profesyonelleri olarak dönmelerinin önemi açıklanmaya çalışılacaktır.

       Araştırma sırasında sağlık sektöründe yer alan meslek örgütlerinin basın açıklamalarından, gazete haberlerinden, Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığı gibi global ve yerel kurumların kamuya açık olarak paylaştığı bilgilendirmeler ve bu bilgilendirmelerde yer alan datalardan yararlanılmıştır.

Covid-19 ve Sağlık Sistemindeki Kayıplar

Covid-19 sürecinde ön safta yer alan sağlık çalışanlarının yaşadığı en ciddi fiziksel risk, sebebi bulunamayan ve çok hızlı yayılan bir hastalığa mesleki çözüm yaratmak amacıyla çok uzun sürelere çıkan çalışma sürecinin bizzat kendisi olmuş; sadece ülkemizde değil, dünyada da sağlık çalışanları doğrudan salgın riskine maruz kalmışlardır.

       Ülkemizde ve dünyada sağlık çalışanları, toplumun diğer kesimlerine göre yaklaşık 10 kat daha fazla oranda Covid-19 hastalığına yakalanmaktadır.  (2)

     Ülkemizde ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020’de raporlanmıştır. (3) Yılın sonuna baktığımızda 31 Aralık 2020 tarihli Sağlık Bakanlığı resmî site verilerine göre, ülkemizde 2.208.652 adet Covid-19 vakası görülmüş, bu vakalardan 20.881 tanesi vefat ile sonuçlanmış durumdadır. (4)  

       Türk Tabipler Birliği’nin yayınlamış olduğu ‘Covid-19 Pandemisi Altıncı Ay Değerlendirme Raporunda’ İzmir Tabip Odasının yapmış olduğu saptama, sağlık çalışanlarının 10 kat daha fazla hasta olduğunun altını çiziyor, (5) basında Türk Tabipler Birliği’nden alınan bilgiye de yer verilerek, 28 Aralık 2020 tarihi itibariyle ülkemizde Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlık personeli sayısının 302’ye çıktığı belirtiliyordu. (6)

Sağlık Çalışanları özelinde Covid-19 sürecinde güçlükler

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık çalışanlarının hakları, rol ve sorumlulukları ile ilgili olarak yayınladığı bildiride, sağlık çalışanlarının karşılaştıkları risk ve tehlikeler arasında, salgına yol açan Covid-19 virüsüne maruz kalmanın yanı sıra uzun çalışma saatleri, psikolojik stres, aşırı yorgunluk, mesleki tükenme, damgalanma, fiziksel ve psikolojik şiddeti saymaktadır. (7)

       Şiddet olgusu ülkemizde, Üsküdar Üniversitesi tarafından yapılan ve 81 ilde 897’si sağlık çalışanı olmak üzere toplam 6 bin 318 kişinin online olarak katıldığı araştırmada çok çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Araştırmada sağlık çalışanları, kendilerine ve meslektaşlarına yönelik şiddetten yüzde 55 oranında kaygı duyduklarını ifade etmektedirler. Ölümleri halinde aile bireylerinin gelecekleri konusunda kaygı duyanların oranı ise yüzde 43 olarak kayıtlanmıştır. (8)

       Toplum olarak sağlık çalışanlarına olan bakışımızın normale dönebilmesi, sağlık çalışanlarına duyulması gereken saygının toplumun tüm kesimlerine yeniden benimsetilebilmesi, uygulanan şiddetin hukuki sonuçlarının sıfır tolerans ile süratle adalet mekanizmamıza taşınabilmesini gerektirmektedir.

Sağlık çalışanlarının yaptıkları iş nedeniyle aldıkları zorunlu risk, doğrudan salgına maruz kalmaları ve fiziksel şiddet ile bitmemekte, bunlara ücretler genel seviyesindeki yetersizlik nedeniyle yaşanan maddi güçlükler de eklenmektedir. Bilindiği gibi, işçinin emeğini bir iş sözleşmesi karşılığında satması olarak da tanımlanan ücretli emek; sağlık çalışanlarının da maddi edimlerine ulaşma yoludur.

       Pandemi nedeniyle var olan koşulların daha da ağırlaşması, üstelik fiziksel ve duygusal anlamda yenilenmeye en çok ihtiyaç duydukları dönemde kaldırılan izinler, aralıksız çalışmak gibi ağır yükümlülükler, elde ettikleri tek kazanım ‘ücret’ olan sağlık çalışanlarının; aldıkları risk ile kıyaslandığında çok düşük gelirler elde ettiği yönündeki görüşlerin de dile getirilmesine yol açmış, salgının başlangıcında, sağlık çalışanlarına yapılan ek ödemelerin üç ay ile sınırlandırılmış olması da meslek örgütlerinin sıklıkla eleştirdiği uygulamalardan biri olmuştur. (9)

       Profesyonel mesleklerin niteliği gereği, meslek öncelikleri ile ebeveyn-evlat gibi sosyal rollerinin arasına sıkışan, pandeminin olağanüstü koşulları yüzünden ‘birini tercih etmek’ zorunda kalan sağlık çalışanları, sosyal rolü yerine getirememekten dolayı hem kendilerine hem de çevrelerine karşı bir yabancılaşma yaşayabilmektedirler.

       Covid-19 riski nedeniyle kendi çocuğuna yaklaşama, ev ortamına girememe, bu durumun kendi çocuğunda yarattığı psikolojik soruna şahit olma ve sorumluluğu altındaki bakıma muhtaç yaşlı aile bireyleriyle ilgilenememe gibi durumlar, sağlık çalışanında mesleki yükümlülük ile sosyal yaşam ikileminde bir rol çatışmasına dönüşebilmekte, sağlık çalışanını ‘tükenmişlik’ gibi tamiri zor bir duygu ile karşı karşıya bırakabilmektedir. (10)    

  

      

Sağlık çalışanlarının mesleklerini daha iyi ekipmanlar ve daha iyi fiziksel koşullarda yapabilmesinin yarattığı olumlu etkiyi, salgın sürecinde bu tarz yeterlilikleri üst seviyede olan gelişmiş ülkelerin pandemi ile olan mücadelesinde gözlemlemek mümkün olabilmiştir.

       Ancak sorun ülkemiz özelinde sadece maddi şartların yetersizliği ile ilgili değildir. Sosyolojik bir analiz sorunudur. Hastalar veya hasta yakınları tarafından şiddet olaylarına maruz kalma olgusu ülkemiz sağlık sisteminde sıkça yaşanan çok ciddi bir sorun olarak halen çözümlenmeyi beklemektedir.              

Sorunun sağlık çalışanları üzerinde yarattığı duygusal travmanın çözümlenmesi konusu ise, hem sağlık çalışanı olma yolunda bireylerin yeniden özendirilmesi, hem de var olan sağlık sisteminde etkinliğin arttırılabilmesi için, vazgeçilmez bir etik değer olarak sosyal yaşamımıza hızla entegre edilmelidir. 

Sonuç

Pandemi dönemi, sağlık çalışanlarımıza duyduğumuz ihtiyacı kesin şekilde ilk sıraya koyan travmatik dönem olarak tarihteki yerini alacak. Bu süreçte küresel salgın dinamiklerinin ürkütücü yönünü bizzat yaşayan ve aldığı riski ikinci plana iterek fedakârca mücadele eden sağlık çalışanlarına hem dünya hem de ülke olarak büyük bir teşekkür borçluyuz.

       Ancak bu borçluluk halinin sadece söylemde kalmaması için, sağlık çalışanlarına ait çalışma şartlarının, kendilerini daha değerli ve üretken hissetmeleri adına, fizyolojik ve psikolojik gerekliliklerle beraber, mesleki teknik ve sosyal yönden de yeniden tanımlanması, ardından güçlü biçimde hayata geçirilmesi gerekmektedir.

       Ülkemizde Covid-19’un meslek hastalığı olarak değerlendirilmesi gerektiğine yönelik tartışmalar halen devam ederken, bu konudaki sonucun bahsettiğimiz yeni ve güçlü standartların arasında olup olmayacağını ilerleyen süreçte göreceğiz. Bu yönde atılacak adımların gücü, sadece Covid-19 dönemiyle sınırlı kalmama ve genele kararlı biçimde yayılma kapasitesiyle doğru orantılı olacaktır.

       Yakın gelecekte, Covid-19 sürecinde yaşananların, sağlık çalışanlarına ve sağlık sektörüne olan ‘saygı’ bakımından toplumumuzda yaşanan çarpıcı örnekleriyle önemli bir inceleme alanı olmasını beklemek, akademik açıdan da sürpriz olmayacaktır.

Covid-19’da Sağlık Çalışanı olmak: Yaşatabilmek ve Yaşayabilmek İkilemi

Yücel Ferek

Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi

Sosyoloji Bölümü – Sosyolojide Araştırma ve Uygulamalar Dersi

Proje Ödevi – 02.01.2021

Kaynakça

1.         Saatçı, E, Prof. Dr., Covid-19 Pandemisi ve sağlık çalışanları: Yaşatmak mı yaşamak mı? Derleme, Türk Aile Hekimleri Dergisi, 2020, Cilt 24, Sayı 3, Adana http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2020/10/Tahud-27-Derleme-Covid-Saglik-calisanlari.pdf

2.         Türk Toraks Derneği, Sağlık Çalışanlarında Covid-19’un Meslek Hastalığı olarak kabul edilmesi TTD Basın Bildirisi. 16 Aralık 2020 https://toraks.org.tr/site/news/10130

3.         T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü. COVID-19 (SARS-CoV-2 Enfeksiyonu) Genel Bilgiler, Epidemiyoloji ve Tanı. 29 Haziran 2020 Ankara.

4.         T.C. Sağlık Bakanlığı Resmî Sitesi https://covid19.saglik.gov.tr

5.         Türk Tabipler Birliği Covid-19 Pandemisi Altıncı ay değerlendirme Raporu, s.304 https://www.ttb.org.tr/kutuphane/covid19-rapor_6.pdf 

6.         https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/yilin-doktoru-da-coronaya-yenik-dustu-covid-19dan-yasamini-yitiren-saglik-calisani-sayisi-302ye-cikti-6187284/

7.         Türk Tabipler Birliği Resmî Sitesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Covid-19 Açıklaması https://www.ttb.org.tr/userfiles/files/dso-saglik-calisanlarinin-sagligi.pdf

8.         NP İstanbul Beyin Hastanesi Web Yayını.  https://npistanbul.com/koronavirus/saglik-calisanlari-koronavirusten-cok-siddete-ugramaktan-korkuyor

9.         Saatçı, E, Prof. Dr., Covid-19 Pandemisi ve sağlık çalışanları: Yaşatmak mı yaşamak mı? Derleme, Türk Aile Hekimleri Dergisi, 2020, Cilt 24, Sayı 3, Adana http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2020/10/Tahud-27-Derleme-Covid-Saglik-calisanlari.pdf

10.       Saatçı, E, Prof. Dr., Covid-19 Pandemisi ve sağlık çalışanları: Yaşatmak mı yaşamak mı? Derleme, Türk Aile Hekimleri Dergisi, 2020, Cilt 24, Sayı 3, Adana http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2020/10/Tahud-27-Derleme-Covid-Saglik-calisanlari.pdf

Borsa Günlüklerim ( Başlangıç )

Borsa yatırımında öğrendiklerimiz çoğunlukla deneyimle oluyor. Zira hisse senedi, duygularımızı ve korkularımızı da yönetmeyi gerektiren bir yatırım. Strateji tarafında rasyonel bilgiden ve kendi davranış setinizden referans almıyorsanız, sonuçlanan süreç ‘hata’ oluyor. Hisse yatırımında hata ise; eğer bazı temel kurallara uymadan ‘bir tüyo’ ile girdiyseniz; veya bir uzmandan tavsiye almadan tüm portföyünüzü hisseye koyduysanız; finansal açıdan felaketle de sonuçlanabiliyor.

Pandemi nedeniyle mart ayında dip yapan piyasaların ve özellikle hisse senedi piyasasının toparlanıp giderek artan bir ivmeyle yükselmeye başlaması, bir çok insan gibi benim de dikkatimi çekti. Hisse yatırımına başladığım tarihe baktım hesap ekstremden.

Bu serüvene 7 Nisanda 5,16 dan 590 pay HALKB alıp, on gün sonra 5,19’dan satarak başlamışım. Gayet küçük bir adım olduğu açık. Bundan sonrasını çok net anımsıyorum. İki aya yakın bir süre, okumak, izlemek ve araştırmakla geçti. Seçim yapmam gereken şey çok basitti ve yanlış karar verme lüksüm yoktu, kendime uyan seçimi yapmalıydım:

  • Hisse senedi yatırımını al-sat ilkesine göre mi yapacaktım, yoksa uzun vadeli mi?

Hisse senedi yatırımı ile finansal bağımsızlığımı kazanabilir miyim düşüncesi zihnime düştükten sonra; portföy yönetimini daha sağlıklı yapmak konularına da odaklandım. Kendi sorularımı sordum, kendime uygun yanıtlar aradım:

  • Benim uzun vadem neydi?
  • Birikimlerini o tarihe dek neredeyse sadece TL vadeli mevduatta tutan bir muhafazakarlıktan agresif bir yatırımcı çıkabilir miydi?
  • Böyle bir anlayış değişikliğini kaldırabilecek miydim?
  • En önemlisi sürdürebilecek miydim?
  • Bu değişikliğe 46 yaşında karar verdiğim düşünülürse, planlama yapmam gereken süre, hedeflerime ulaşmamı sağlayabilecek miydi?
  • Orta yaş seviyesinde bir küçük yatırımcı olarak kendimi nasıl korumalıydım?

Küçücük bir kazançla ‘merhaba’ dediğim hisse senedi dünyasına geri dönüş 08 Haziranda oldu. Ve aşağıdaki hisseleri aldım. Bu tarihteki başlangıç yatırımım yaklaşık 49.000 TL idi. Ay sonuna kadar parça parça alımlar yaparak, toplamda 59.774 TL maliyetle bir hisse portföyü oluşturdum.

8 haziranda oluşturduğum portföyü sadece 32 gün sonra nakde dönmek, sadece tek bir duygu ile açıklanabilir: panik!

Farkettiyseniz yazıma şu girişle başladım:

‘Borsa yatırımında öğrendiklerimiz çoğunlukla deneyimle oluyor.’

Uzun vadeli yatırımın kritik noktalarını öğrenmek adına çok öğretici bir deneyim oldu bu panik satışlar. Kazanç yüzdem %7 seviyelerine çıkmışken, borsaya gelen genel bir satış dalgasıyla kalp atışlarım hızlandı ve kendimi o çok bildik yanılgıya kaptırdım. Aslına bakılırsa 32 gün sonunda elde edilen %3,3 net bir getiri vardı ortada.

O dönemin TL faiz oranının %7,50 seviyesinde olduğunu paylaşırsam tablo aslında daha belirgin olacak. TL vadeli mevduat faizinin 6 katından fazla gelir elde etmiştim.

Ancak borsada uzun vade yatırımcı olmanın ne demek olduğunu, panikle elimden çıkardığım hisseleri daha yüksek fiyattan tekrar portföye alırken daha iyi anladım.

Borsa günlüklerime çok küçük bir başlangıç yapmak istedim, fikir verebilsin diye.

Sabır işin en önemli kısmı…

Sağlıkla kalın…

Sadeliğin gücü

Bir çoğumuz için geçerlidir sanırım, Günlük hayat koşturmasında bazen neyi neden tükettiğimizi bilemiyor, sonrasında neden aldığımızı bile hatırlamadığımız bir sürü objeye, alt alta topladığımızda önemli paralar ödediğimizi fark ediyoruz.

Cep telefonunu geçtim, çoğumuzun cep telefonu kılıf sayısı bile birden fazla. İkincisini, üçüncüsünü veya sekizincisini almak için türlü türlü sebep var. Modeli eskiyince güzel kılıf bulamam diye almış olabiliriz, bir reklamdan çok etkilenip almış olabiliriz, telefon daha da yeni görünsün diye isteyip aldık; düşününce eminim bir çok sebep bulabilirsiniz. Özeti cep telefonu kılıfı bile, çok azımızda sadece ‘bir defa’ karşılanan bir ihtiyaçtır.

Hayatın çok hızlı aktığı günlük yaşamda, hepimizi tüketime iten ‘sayısız uyarıcı ile’ birlikte yaşıyoruz. Bir gün üşenmedim saydım. Evimin yakınındaki metro durağından son durağa gidene kadar on durak boyunca, metrodaki TV benzeri panoda otuza yakın reklam izlediğimi not ettim zihnime.

Metrodan çıkarken yürüyen merdivenlerde, yer üstüne çıkar çıkmaz caddelerde, panolarda, otomobillerde, halk otobüslerindeki reklamları düşünürseniz, maruz kaldığımız ‘tüketim odaklı’ uyarıcı sıradan bir günde yüzlü sayıları zorlanmadan geçiyor.

Cep telefonunuzdaki uygulamaların ‘bildirimleri’ de açıksa, hem işitsel hem de görsel uyarıcılarla tetiklenmeye çalışılan yeni tüketimlere, sürekli olarak açık olduğumuzu fark edersiniz. Beyin fonksiyonlarımızın sürekli bu tarz uyarıcıların etkisine girmesi ve içlerinden ‘işimize yarayanları’ bilinç altımıza not etmesi, not alınan objenin ‘tüketilmesi’ için en güçlü çeldiriciyi zaten bize atmış oluyor. Kim bilir belki de aslında farkında olmadan değil; not ettiklerimiz yüzünden ‘gereksiz’ harcıyoruz.

Tüketim: Para ödenen yorgunluk

Tasarrufa büyük motivasyonla odaklandığım son üç yılda; restoranında yemek yemeyi çok sevdiğimiz o çok ünlü mobilya mağazasından aldığım şeylerin yarısından fazlasının ‘aslında ne kadar gereksiz’ olduğunu fark ettim. Mutfak gereçleri, dekoratif objeler, çerçeveler gibi. İçten bir empati ile gülümsediğinizi görür gibiyim. Galiba herhangi bir şeyi ‘ihtiyaç’ duyduğum için değil ‘istediğim’ için almıştım o mağazada.

Yıllık üyelik yapıp para ödediğimiz spor salonuna toplasak iki ay ancak gitmek, kilo verelim diye aldığımız koşu bandını balkonda tozlanmaya bırakmak çok klişe hikayeler gibi gözükse de, gerçeklik payının da çok güçlü olduğunu unutmamak lazım. Bir tanesi kırılıp takım bozuldu diye ‘başka bir takım’ ile yerini doldurduğumuz yeni su bardakları, bir bakıyoruz mutfak dolabında altı değil, on bir tane oluveriyor, yaşam alanımızdan çalıyor.

Tüm bu tüketimler birikip yaşam alanımızı kısıtlamaya, evimizin içinde bizi ‘karmaşaya’ götürmeye başladığında, bu kez de para verip aldığımız o ‘kötü yatırımı’ günlük hayatımızda taşımak zorunda kalıyoruz.

Yaşam alanı bizi sıkıştırıp, baskılamaya başlayıncaya kadar, bu kararın isabetsizliği ile zihnen hesaplaşıyor, pişman oluyor ve bunun yarattığı huzursuzluğu yükleniyor, gereksiz para harcamış olmanın gerilimini hissediyoruz.

Gereksiz tüketimle oluşan tatmin alışverişten kısa bir süre sonra yitip gidiyor, finansal açıdan tasarruflarımızı, mekansal açıdan ise yaşam alanımızı daraltıp ona ket vuruyor.

Sadelikteki fırsat

Pandemi bizi eve kapadığında, sadelikle ilgili okumalar ilgimi çekti. Kendime uyguladığımda aslında ‘çok rahatlatıcı’ bir yanı olduğunu keşfettim. Artık kullanmadığım sosyal medya üyeliklerimden gereksiz e-posta hesaplarıma, reklam amaçlı binlerce mailden, üniversite yıllarında aldığım kitaplara, çekmecelerdeki işe yaramaz şeylerden, hiç giymediğim kıyafetlere kadar. Hepsini elden geçirdim, ayrıştırdım, paketledim.

Kitaplar, kıyafetler, objeler, işlevini kaybetmiş eşyalar. Doğru insanlara ulaştırmak için seçici davranarak, orta vadede azar azar yaşamımdan çıkardım hepsini. Bakım isteyen elektronik eşyaları ve benzeri şeyleri de, yapılabilecekse tamir ve iyileştirme yoluna gittim.

Bu yazıyı yazdığım diz üstü bilgisayar dokuz yıllık örneğin. Hızlandırıcı programlar, gereksiz dataların silinmesi derken, bir hayli iyileşti. Evet yeni bir dizüstü gibi sekiz saniyede açılmıyor ama olsun. Yetmiş saniyede açılabilen dizüstü bilgisayarımla da mutluyum, işimi görüyor.

Sadelik bir tasarruf yolu mu?

Sadeleşmeyle gelen zihin rahatlığı çok konforlu bir şey. Alınması gereken herhangi bir şeyin ‘ihtiyaç’ olup olmadığını daha onu tüketmeden sorgulamak ailece uyguladığımız bir davranış olunca, bu olumlu değişim, tüketimimizin azalmasına tasarruflarımızın artmasına yol açtı. Hayatımızdaki işlevsellik arttı.

Gereksiz kalabalıktan kurtulan çekmeceler, dolaplar, odalar artık daha rahat hareket edilebilir, daha kolay organize edilebilir, daha kullanılabilir durumda.

Bizi baskılamıyor.

Finansal açıdan herhangi bir hedefe ulaşabilmek için, bu planın içinde sizin dışınızda insanlar da varsa; ‘topluca benimsemek’ ön koşul. Sadeliği yaşamınızda etkin kılmayı da, borçları azaltıp tasarrufu ana plan yapmayı da, eğer ailenizle yaşıyorsanız, tek başınıza yapamıyorsunuz. Herkesin benimsemesi lazım.

Son üç yıla yayılan tasarruf hikayemi ve borçlarla olan savaşımı daha önce yazmıştım. Vakit bulursanız, öneririm.

https://tasarrufdelileri.com/2020/09/19/borclarla-dans/

Sadelik hayatımıza yavaş yavaş girdi, zaman geçtikçe içtenlikle benimsendi ve tasarruf alışkanlığımızı etkin ve verimli hale getirdi. Finansal açıdan baktığımda bizi borçlarımızdan kurtardı, hayat tarzı olarak bize işlevsellik kattı.

Sade yaşam felsefesine ‘minimalizm’ deniyor ve çok benimsediğim bir ilkesi var. Minimalizm daha azına sahip olmak değil, gerçekten önemli şeyler için hayatınızda yer açmak…

Tıpkı tasarrufun, hayatımızdaki en önemli hayallere yer açması gibi.

Belki bu pazar günü de, sizin için sade bir başlangıcın ilk günü olabilir.

‘Az aslında çoktur.’

Sağlıkla kalın…

Hayatın tadı

Ne kadar güçlü ve öz güvenli olursak olalım; önemli kararlar öncesinde insan bazen kendisini cesaretlendirecek, sözleriyle olmasa bile gözleriyle, vücut diliyle bunu gösteren bir ‘başkasına’ ihtiyaç duyuyor.

En karmaşık duygu yumağından çıkabilmek için de, en rasyonel karar ortadayken bile, o kararı benimseyebilmek için de lazım oluyor bu.

Olumlanmayı seviyoruz. Verdiğimiz kararların kritiğini sevdiğimiz insanlarla yaparken, içten içe bu duyguyu arar hale geliyoruz.

İçinde yaşadığımız yalnızlıklar yüzyılında ‘anlamak ve anlaşılmak’ telefon klavyelerindeki emojilerle ifade edilecek bir düzeye indirgenmiş gibi sanki…

Hayatın koşuşturması bizi hem kendimize, hem de sevdiklerimize ‘gerçekten’ bakmaktan alıkoyuyor.

Giderek bireyselleşen hayat görüşleri ve bu bireyselleşmeyi takip eden tüketim alışkanlıkları, iyi yönetilmezse, zaman geçtikçe süreci bir sorunlar yumağına dönüştürüyor. Hem madden, hem manen..

Tüketimin ‘çözüm’ olmadığını, parasal dengelerimizi perişan ederek büyük bir motivasyonla alıp tükettiğimiz şeylerin getirdiği tatminin ‘bir hayli geçici’ olduğunu anladığımızda fark ediyoruz. Sarmal burada başlıyor; yanlışa devam ediyoruz. Kaybolan tatmini hızla bir başka tüketimle yerine koymaya çalışıyoruz.

Sabrın, liyakatin ve stratejinin hayata yansıması olan ‘tasarruf’ olgusu da, bu sarmaldan yıllardır zarar görüyor.

Çevremizde pek çok insan var…

Hele kalabalık bir sosyal ortamda yaşayan bir insansanız, hayatınızdan ‘daha sonra’ tekrar karşılaşmayacağınız bir çok insan geçip gidiyor, bu insanlar bize bazen sözleriyle, bazen gözleriyle, bazen de vücut dilleriyle sayısız mesajlar verip, sonra da yitip gidiyor.

Sizi bilemiyorum ama, bu mesajların ‘olumsuz’ olmasından ve enerjimi almasından çok yoruldum.

Eğer şanslıysanız gerçek hayatta bir nebze de olsa tahammül edebildiğiniz, kontrol edebildiğiniz kabalık ve nobranlık; bu kez sosyal medyada ‘dijital zorbalık ve kabalık’ olarak rahatça gelip sizi bulabiliyor.

İnsanlar kendilerinden yaşça büyük insanlara ‘ukala biçimde’ ismiyle hitap edebiliyor, karşısındaki insandan ‘öğrenebilecek ve kendini geliştirmek için ilham verebilecek‘ bir şeyler almak yerine, saygısızca konuşabiliyor, yazabiliyor. Bu her yerde böyle. Herkes öfkeli, herkes hoşgörüden uzak…

Bu, çok yorucu…

Bu yorgunluktan çok sıkıldığımı hissediyorum bazen. Günlük hayattaki kabalıktan, ruh halimize çöken nefret halinden, anlamsız itiş kakıştan.

Hayat birbirimize saygı gösterdiğimiz, farklılıklarımızla zenginleşebildiğimiz noktada güzelleşebiliyor; bu duygudan uzak kalmaktan çok yoruluyorum yıllardır.

Bundan kurtulmak lazım.

Kurtulabilmek…

Hayatı güzel kılan şeylere odaklanabilmek. Bir insanı gerçekten ‘sevebilmek’ mesela. Belki de bir insana ‘yardım edebilmek’ onu incitmeden, ona fark ettirmeden. Her yaştan insana saygı duyabilmek.

Bir şeyleri tüketmek yerine üretebilmek. Çok karmaşık olmak zorunda değil, limon çekirdeğini toprağa gömüp sulamak, filizlenmesini izlemek mesela çocuklarla.

Okuduğun kitabı bir başka insanla tartışabilmek, bir kahve içerken…

Topluluk önünde konuşabilmek, düşüncelerini ifade edebilmek, kendinle barışabilmek….

Tasarruf elbette hayat döngümüzün ısrarcı olunması gereken bir tarafı. Her süreçte her ilişkide olduğu gibi, tasarruf sürecinde de olumsuz, negatif insanlardan; düşüncelerden uzak durmak lazım.

Ama fildişi kulelerimizde yaşamıyoruz ki, olumsuz, enerjimizi alan tüm insanlarla da paylaşmak zorundayız bu hayatı.

Bize asıl değer verenlere yakın olmalı, ihtiyaç duyduğumuz ‘bir başkaları’ var ya hani, onlara daha çok odaklanılmalı…

Hayatı ıskalamamalı!

Bazen hayatta, hisse senedinden elde ettiğin beklenmedik bir kazançla, sevdiğin insanla bir akşam yemeği yiyebilmek de, hayal ettiğin şehri gezebilmek de, çocuğuna çok istediği bilgisayarı alabilmek de olmalı.

Yoksa hayatın ne tadı kalırdı…

Sağlıkla kalın.

Ya bütün hesaplarımız yanlışsa?

Deprem öyle bir travma ki, yarattığı etki çok sert oluyor; hepimize acı tüten hikayeler bırakıyor. İzmir depremi de bunlardan biriydi ve daha çok taze. Yaşadığımız çağda acı olan, bunun hepimizin başına gelebilecek bir olay olması. Deprem kuşağında yaşayan bir ülkenin insanları olarak maalesef, 21.yüzyılın içinde, sağlıklı barınma hakkını ‘standart’ bir kazanım yapamadık. Bilimsel gerçeklerden uzak, rant içerikli yapılaşma devam etti. Travma, ülkemizi bu kez bir metropolde yakaladı.

Hayata dair kararları bilime dayanıp akılcı biçimde vermez ya da bu kararları vermeyenleri etkin biçimde denetlemez isek, tekrarını yaşamaktan ürktüğümüz bir kabus olarak kalacak ‘deprem’ hayatımızda.

Böyle acılar, bizi ‘zamanında yapamadığımız’ şeylerle çok çarpıcı biçimde yüz yüze getiriyor. Zamanında okunmamış bir kitap, gidilmemiş bir tiyatro oyunu, okunmamış bir üniversite, düşünülmemiş bir birikim ve yapılmamış bir tasarruf yüzünden ‘insani standartlara ulaşamamış’ bir hayat kalitesi gibi. Deprem sonucu yerle bir olacak bir yapının içinde yaşamaya mecbur kalmak gibi, ulaşabildiğimiz parasal gücün ancak ‘o yapılarda yaşamayı elde edebilecek’ kadar olması gibi.

İzmir depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Zamanında vermediğimiz veya veremediğimiz kararların en olumsuz etkilerini, üretkenliğimizin azalıp sonlandığı, enerjimizin kısıtlandığı dönemde yaşıyoruz ne yazık ki: yaşlılık. Bugünkü yazıyı, aslında yaşamın en keyifli ve rafine olması gereken dönemini, kırılgan ve savunmasız yaşamamak için zihnimizde bir pencere açabilmek adına kaleme almak istedim.

Tasarrufa dair motivasyon kişiden kişiye değişebiliyor. Fakat ne kadar farklı olursak olalım, sürecin bir yerinde ‘yaşlılıkta finansal bağımsızlık’ mutlaka oluyor.

Pandemi nedeniyle çok yıpratıcı bir 2020 yaşadık, halen de yaşıyoruz. Anımsayacaksınız, covid-19 belirsizliği korkuya dönüşmeye başladığında; alınan önlemlerin etkinliği kadar; odaklandığı yaş grubu da tartışma konusuydu.

Yaşadığımız zor süreç dikkatlerimizi özellikle 65 üstü yaş grubuna çevirmemize, onları yeniden tanımlamamıza neden oldu. Sokağa çıkma yasakları, seyahat kısıtları gibi önlemler sonrasında hepimiz dikkatimizi yaşlılarımıza çevirdik.

Yaşlılık nedir?

Dünya Sağlık Örgütü, ‘yaşlı’ olarak 65 yaş ve üstü bireyleri tanımlıyor. TÜİK, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi ülkemiz kurumları da öyle. 65 yaş tanımın başlangıç noktası.

Türkiye 2019 yılı yaşlı nüfusu 7,5 milyonun üzerinde. Bu sayı ülkemiz nüfusunun %9’undan fazla. Bu oran 2014’te %8 seviyesindeymiş ve 2019 sonuçlarına göre yaşlı nüfus oranı bir önceki döneme göre %21.9 artmış.

Yaşlı nüfusun toplam içindeki oranının %10’u geçmesi nüfus yaşlanmasının bir göstergesi. Son yıllarda ülkemizde yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarına göre daha hızlı artış göstermiş ve nüfus yaşlanmasının kriteri olarak kabul edilen %10 için sadece bir adım kalmış.

Nüfus yapımızdaki değişim

Demografide ( nüfusu inceleyen bilim dalı ) ortanca yaş diye bir kavram var. Bu kavram, yeni doğan bebekten en yaşlısına kadar nüfusu oluşturan tüm kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşını ifade ediyor. Nüfusun yaşlanması ile ilgili bilgi veren göstergelerden biri olan ortanca yaş;

  • 2014 yılında 30,7 iken %5.5 artış göstererek,
  • 2019 yılında 32,4 olmuş.

Yapılan nüfus projeksiyonlarına göre ortanca yaşın;

  • 2023 yılında 33,5
  • 2030 yılında 35,6
  • 2040 yılında 38,5
  • 2060 yılında 42,3 olacağı öngörülüyor.

Kaynak: TÜİK

Küresel yaşlanma süreci

Bu durum sadece ülkemiz için geçerli değil. Küresel yaşlanma süreci olarak ifade edilen bu dönemde, doğurganlığın ve ölüm hızlarının azalmasının yanı sıra, sağlık alanında kaydedilen gelişmeler, refah düzeyindeki genel artış gibi yapısal gelişmeler, yaşam sürelerinin uzamasına yol açtı ve ülkelerin nüfus yapılarında önemli değişiklikler yarattı. Son yıllarda çocuk ve gençlerin nüfus içindeki oranı azalırken yaşlıların oranı artış gösterme trendinde…

Uzayan yaşam süreleri

Demografinin çalışma alanlarından biri de yaşam süreleri. TÜİK tarafından hazırlanan ‘Hayat Tabloları 2016-2018’ sonucuna göre, ülkemizdeki bir bireyin 65 yaşına ulaştıktan sonra kalan ömür süresi erkeklerde 16,2 yıl, kadınlarda ise 19,4 yıl olarak hesaplanmış. Ortalama yaklaşık 18 yıl ve 83 yaşa denk geliyor.

Yaşlılıkta gelirlerimiz azalıyor.

Yaşlılıkta gelir azlığı

Yaşlılıktaki en büyük sorunlardan biri gelir azlığı. KONDA Araştırma ve Danışmanlık adına sosyolog Gülçin Con Wright tarafından hazırlanan Konda Yaşlılık Raporu adlı araştırma sonuçları; 2018 yılında Türkiye’deki yaşlıların aylık gelir miktarının, ülke genel ortalamasından daha az olduğunu ortaya koyuyor. Yaşlılar arasında kıt kanaat geçinenlerin oranı ülke genelinden yüksek, kenara para koyanların oranı ise, ülke genelinden daha düşük…

Yaşlılık & tasarruf ilişkisi

65+ yaş grubundaki en yaygın gelir kaynağı emekli maaşı.

Pasif gelir azlığı dikkat çekiyor.
Kaynak: KONDA

Ülkemizdeki ücretli çalışan kesimin yüzde kırkından fazlasının asgari ücret aldığını düşünürseniz, asgari ücret alarak emekli olmuş bir yaşlının yaşayabileceği maddi sorunlar ile ilgili isabetli bir yorum yapmak, daha olası görünüyor.

Araştırmaya göre 65+ yaş grubunda ‘pasif gelir’ yani kira, faiz , temettü , borsa geliri sahibi olan yaşlı grubu sadece %3!

*pasif gelir: sıfır veya çok az uğraş ile düzenli gelir getiren tasarruflar

Yaşlılarımızın psikolojisi

Araştırmaya göre ülke genelinin %42’si 2000 TL ve altı gelire sahipken, bu oran yaşlılar için %65’ e çıkıyor ve yaşlılar kendilerini ortanın altı ve yoksul olarak algılıyor. Yaşlılarımızın sadece %15’inin ihtiyaç fazlası tasarrufu var. Tasarruf açığındaki oran ise ürkütücü: %85.

2.000 TL altı gelir sahibi yaşlıların oranı
Kaynak: KONDA

Yaşlılarımız kendisini nasıl tanımlıyor?
Kaynak: KONDA

Geçinebildiniz mi?
Kaynak : KONDA

Yaşlılarda en baskın korku, parasız kalıp muhtaç olmak…
Kaynak: KONDA

Tasarruf planınız değişen yaşam sürelerini hesaba katıyor mu?

Tasarrufun kilit noktalarından biri tasarrufun süresi. Yaşam sürelerinin uzadığını düşündüğümüzde, hatta en önemlisi bile olabilir. Bir çoğumuzun planında yaşlılık dönemine ilişkin ‘süre planlaması’ ilk sıralarda yer almıyor, muhtemelen dikkatimizden kaçıyor.

Bu yazıda yaşlılık sürecinin doğru algılanması ve tasarruf planının buna göre tasarlanmasının önemini özellikle belirtmek istedim. Aşağıdaki tabloda, diğer tablolardan farklı olarak, 65+ yaşa değil, Türkiye geneline dikkatinizi çekmek isterim.

Araştırmaya göre ülkemiz genelinde para biriktirme veya yatırım yapma sadece %10 düzeyinde kalıyor. Tasarruf azlığı, ülkemizdeki en önemli yapısal sorunlardan biri.

Tasarrufa başlama noktasındaki umutsuz halimizin duygusal arka planında, ‘tasarruf için çok geç kalmış olma’ düşüncesi yatıyor çoğu zaman. TÜİK raporundaki 65 yaş sonrası ortalama yaşam süresi 18 yıl, çok ciddi bir süre. 60 yaşında emekli olmuş bir birey için gelire ihtiyaç duyacağı 23 yıl demek bu!

Bitirirken

Ülkemizin deprem gerçeği kadar; demografik gerçeklerini de barındıran bir tasarruf planına sahip olmamız büyük önem taşıyor. Üstelik pasif gelir statüsündeki hisse senedi geliri, temettü geliri, bireysel emeklilik gelirleri, kira, faiz gibi her türlü gelir; bize yaşlılık dönemindeki finansal sıkıntılar için koruyucu bir kalkan olabilir. Düzenli gelir sağlayabilir. Yaşam standardımızı yukarı iterek daha ‘güvenli’ konutlarda yaşama imkanı verebilir!

Üstelik muhtemel bir gelecekte, yaşam süresi tahminlerinde yukarı yönlü bir değişim olmasa bile, on yıllarla ifade edilebilecek tasarruf süreleri planlamak mümkün. Düşünün, ya bütün hesaplarımız daha baştan yanlışsa?

Tasarrufa başlamak için kesinlikle geç değil.

Sağlıkla kalın…

*Yararlanılan Kaynaklar: KONDA Yaşlılık Raporu

https://data.tuik.gov.tr/tr/display-bulletin/?bulletin=istatistiklerle-yaslilar-2019-33712

TEFAS bize aslında ne sağlıyor?

Bilinçli bir tasarruf sürecine gireli sanırım iki buçuk yıl kadar oldu. Önceliği tüketimi azaltmak ve kısa vadede bitirebilir borçları bitirmeye verdim. Ardından oldukça muhafazakar da olsa, tasarrufa kafa yormaya, okumaya ve incelemeye başladım.

Elbette hikayemiz çok tanıdık, çocuklar için gelmiş veya bir biçimde çocuklar için alınmış bir miktar fiziki altın ve bir de meslek gereği piyasasını yakın takip edebildiğim mevduat. Yatırım fonu o dönemde, şimdiki kadar bilinen ve öne çıkarılan bir yatırım ürünü değil. En azından benim tasarruf dünyamda öyleydi.

Başlangıç noktasında tasarrufların grafiği aşağıdaki gibiydi. Tamamına yakın mevduat, çok az altın, başlangıç seviyesinde BES. Altın dışında enflasyona yenik düşmeye çok açık, korumacı bir portföy.

Pandemi sürecinde evde geçirilen ekstra zaman; bu konulara daha fazla zaman ayırmamı sağladı herkes gibi. TEFAS sayfasını da o zaman keşfettim.

TEFAS bir fon izleme&inceleme platformu. Açık adı Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu. Aslında ortak bir veri tabanı. Ülkemizdeki yatırım fonlarının tüm bilgilerine ulaşabileceğiniz, fon ihraççılarının da fonla ilgili tüm bilgi&değişme ve stratejiyi paylaşabildiği bir altyapı.

TEFAS’ın sağladığı bu ortak alt yapı sayesinde bizler, platforma dahil tüm fonları bir banka ya da aracı kurum hesabından kolaylıkla alabiliyor, sitenin kendisinden de, bilgi paylaşımlarını takip edebiliyoruz. Tasarruflarımızın analizi için zaman harcanması gereken yer de net biçimde burası zaten.

Blogdaki ilk yazılarımdan birinde, yatırım fonu hacimlerindeki gözle görülür artışı ‘ilgi patlaması’ olarak ifade etmiştim ve gerçekten haklılık payı var. Çünkü yazıyı yazdığım 29 Ağustos 2020’de 106 milyar TL olan işlem hacmi, o günden bugüne %27 daha artmış ve 135 Milyar TL’ye gelmiş. İlgi net biçimde devam ediyor.

https://www.tefas.gov.tr/IstatistikiRaporlar/ToplamIslemHacmi.aspx

https://tasarrufdelileri.com/2020/08/29/nedir-su-yatirim-fonu-dedikleri/

Peki ama neden?

Fona biraz daha odaklanınca, tercihlerimizin neden değişime uğradığını daha iyi anladım. Geleneksel yatırım araçlarından mevduatta, pozitif reel faiz elde edemediğimiz ve döviz riskine sürekli maruz kaldığımız için birikimlerimizi büyütme hızımız arzu ettiğimizden daha düşüktü. Çok basit bir kıyaslama, bu saptamayı daha berrak kılacaktır sanıyorum.

https://www.tefas.gov.tr/Default.aspx

TL mevduat faizinin %12.50 seviyelerinde olduğu şu günlerde, mevduattan elde edilen net getiriye bir bakalım. Yıl sonuna kadar %5 seviyesine çekilen stopaj avantajını da hesaba katarak şöyle bir hesaplama yapabiliriz:

( 12.50% *0,95 ) = %11.875 yıllık faiz / 12 = %0.98 aylık net getiri demektir.

Mevduat faiz getirisi, yatırım fonları getiri yelpazesinin en düşüğü olan para piyasası fonu kadar getiri sağlayabilmiş yaklaşık. Açıklanan en son tüketici enflasyonu ise aylık %0.97 idi.

https://www.bloomberght.com/tuketici-fiyatlari-eylul-de-yillik-yuzde-1175-artti-2265824

Tasarrufları büyütme ihtiyacı

Yatırım fonuna ilginin altında yatan şey bu. Gayet basit ve sade. Birikimlere enflasyon üzerinde bir getiri sağlayabilme arayışında, yatırım fonu bireysel yatırımcı tarafından artık daha çok inceleniyor, daha çok ilgi görüyor.

TEFAS, bu arayış esnasında, bize çok anlaşılır ve kıyaslanabilir bilgiler sunuyor. Site menüsü; fon getiri analizi, fon getiri karşılaştırması, fonlar hakkında detaylı bilgi, KAP sayfasına geçiş imkanı vererek resmi bildirimlere ulaşım gibi çok pratik ögelerle dolu.

https://www.tefas.gov.tr/FonAnaliz.aspx

https://www.tefas.gov.tr/FonKarsilastirma.aspx

TEFAS aslında bireysel yatırımcıların birikimlerini profesyonel kadrolar tarafından yönetilen yatırım fonları aracılığı ile değerlendirmesine öncülük eden, buna ek olarak da, bireysel yatırımcıların yatırım kararlarını akılcı ilkelere dayandırmasını destekleyen bir fırsat penceresi. Tüm ön koşulları ‘küçük yatırımcıyı korumak’ üzerine kurgulanmış olan şeffaf bir platform.

Tüm fonları inceleyip nelerden oluştuğunu, kimlerin yönettiğini, yatırımcıya tavsiye edilen vadenin ne olduğunu, fonun risk seviyesinin ne olduğunu ve yatırım sürecinde nelerle karşılaşılabileceğini açıklıkla paylaşan, finansal okuryazarlığın gelişimine de katkı sağlayan bir site.

TEFAS içeriğinden bağlandığınız KAP sitesinde yayınlanan iletişim bilgileri yoluyla fonunuzu yöneten ekiple bizzat görüşme şansınız bile var. Portföy şirketlerinin analistleri nezaketle yardımcı oluyor.

Bitirirken

Yatırımlarımı yönetirken, TEFAS ekranını sık sık kullanıyorum. Fon dünyasında neler olup bitiyor takip ediyorum. Fonumun içeriğindeki finansal ürünleri kontrol ediyorum. Ürünlerle ilgili beklentiyi bozan bir piyasa gelişmesi var mıdır, haber akışları ne durumdadır gibi.

Yatırımınız ile olan bağın kopmaması gerekiyor. Aldığınız finansal ürün, uzun vadeli bir bakış açısı ile tercih edilmesi gereken bir ürünse; portföydeki ürün bazlı zaman yönetimini de buna uygun yapmak gerek.

Yatırım fonu portföylerde olması faydalı olacak bir finansal ürün. Risk algınız ve kişisel tercihlerinize uygun bir fon seçerek birikimlerinizi güvenle arttırmak mümkün olabilir. TEFAS’ı mutlaka incelemenizi dilerim.

Sağlıkla kalın.

Yatırım uzmanları neden hep benzer şeyler söylüyor? İkinci bölüm

Son yazımda ‘bilmek emek istiyor’ demiştim.

Bilmenin de farklı yolları var artık günümüzde. Bilgiyi bir çok yolla alabiliyoruz. Sadece okumak değil, günlük hayatın içine işlemiş bir çok eylemimizin içinde, aslında öğrenmeye uygun zaman aralıkları da var bu sayede. İzlenebilecek bir video, dinlenebilecek bir podcast, takip edilen bir youtube kanalı gibi.

Son dönemlerde fark ettiniz mi, nitelikli içerik üretimi yapan insanlar da bireysel ve internetten ulaşılabilen bağımsız kanallara kaydı, youtube gibi, zoom gibi. Özellikle iktisat, tasarruf, ekonomi gibi konularda çok üretken bir akademisyen yelpazemiz, bunun yanında finansal okuryazarlığın gelişmesi için gönülden çabalar sarf eden bir çok değerimiz var.

Bu yazıda bunu ele almak istedim.

Youtube’da içerik üretmeye başlayalı kısa bir zaman oldu. Blog yazılarımın yanına, ‘görsel ve işitsel’ içerikler ekleme konusunda öneriler almıştım. Bir cesaret, ön hazırlıklarımı tamamlayıp buna da başladım.

Umarım daha da gelişerek devam edebilirim, umarım izleyenler beğenir, fayda sağlayabilirler.

Finansal bilinç kazanma ve yatırımlarımı, daha doğrusu hayatımı yönlendirme konusunda sosyal bilimcilerden çok önemli destek aldığımı düşünüyorum. Hele ki, tasarruf ufkumu kökünden değiştiren son üç yıllık periyodu düşündüğümde.

Blogumda en çok etkileşim aldığım yazı ‘Borçlarla Dans’ oldu. Çünkü bu kaos çoğumuz için geçerli.

https://tasarrufdelileri.com/2020/09/19/borclarla-dans/

Finans sektöründe çalışmama rağmen teknik grafikler, ekonomi terimleri bana yabancı gelirdi, çok ilgi duymazdım. Kariyerimin bir bölümünde, ‘Birikim Yönetimi’ işine odaklanarak edindiğim deneyim; zaman geçtikçe ilerledi ve bilinç değişimime ön ayak oldu.

Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum. Dışarıdan baktığımızda, bilgi sahibi olunan bir konuda konuşmak kolay gibi görünebiliyor. Zor olan ise ‘bildiğimiz halde’ yalın olabilmek. Her şeyin hızla tükendiği günümüz dünyasında üretilen içerikler de hızla tüketiliyor. Metroda video izleyebiliyor, yürüyüş yaparken podcast dinleyebiliyor, takip ettiğimiz youtube kanalındaki bir videoyu beğenip arşivimize atabiliyoruz.

Bu hızlı tükenen içeriklerin üretimi, ve en önemlisi bu içeriklerde yer alan bilgi ve görüşlerin ‘anlaşılabilirliği’ üreten kişinin ‘donanım’ seviyesi ile doğru orantılı. Sadece ve sadece ‘çok iyi bilen’ basit anlatabiliyor.

https://www.milliyet.com.tr/podcast-nedir–molatik-16468/

FODER’den geçtiğimiz yazımda bahsetmiş ve şöyle bir cümle kullanmıştım: ‘İnternet sitelerinde kaybolmanızı dilerim.’ Bu görüşüm halen geçerli. Siteyi açıp, kimler FODER üyesiymiş diye baktığınızda linkte yer alan değerli isimleri göreceksiniz.

İlk yazıyı ‘okuma’ eylemine ayırmıştım, bu kez dinleyebileceğiniz, izleyebileceğiniz; ürettikleri nitelikli içeriklere ‘bu yollarla’ ulaşabileceğiniz değerlerimizden bahsetmek istiyorum.

Kimleri izliyorum?

Finansal okuryazarlık yolculuğumda destek aldığım, bir bölümüyle bir biçimde iletişim kurma şansı bulduğum ve keyifle takip ettiğim akademisyenler ve yatırım uzmanlarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Örnekler kişisel tabi, bana dayanıyor. Benim bilmediğim ve henüz bir yolla tanışma fırsatı bulamadığım sayısız değer var, umarım zamanım elverdiğince hepsine temas etme şansım olur.

Tuncay Turşucu – İntegral Forex Araştırma Direktörü

https://tuncaytursucu.com

İntegral Forex TV

https://www.youtube.com/user/IntegralForexTV

Doç.Dr. Aysel Gündoğdu

Dr. Artunç Kocabalkan

Murat Sağman

https://www.speakeragency.com.tr/murat-sagman

Işık Ökte

Prof. Dr. Serra Eren Sarıoğlu

Prof.Dr.Burak Arzova

Prof. Dr. Emre Alkin

https://emrealkin.com/tr/

Bitirirken

Ekonominin hayatla olan bağını görebilmek, benim bir hayli zamanımı aldı, geç fark ettim.

Ancak bende yarattığı dönüşüm gerçekten radikal oldu ve daha üretken olma konusunda beni değiştirdiğini düşünüyorum.

Blog yazısı yazmak, you tube videosu çekmek; sürdürülebilirlik açısından zor, ancak insanı gelişmeye zorlayan eylemler…

Sosyal bilimlere ve ekonomiye olan ilgimin canlı kalıp gelişmesini, yazı içeriğinde paylaştığım değerli insanlara borçluyum. Bu sayede tasarrufa olan bakışım değişti, aile olarak birikim hedefi koymak gibi somut bir motivasyonumuz oldu, hep birlikte gelişiyoruz, hep birlikte paylaşıyoruz.

Bu yazımı da, bu güzel süreci sizlerle de paylaşma duygusu olarak düşünmenizi dilerim.

Sağlıkla Kalın.

Yatırım uzmanları neden hep benzer şeyler söylüyor?

Yatırım kararını vermeden önce yapılacak sağlıklı şeylerden biri de, işin uzmanlarına kulak vermektir. Bireysel emeklilik, hisse senedi, borsa yatırım fonu, altın, döviz, türev ürünler, eurobond veya yatırım fonu…

Hiç farketmiyor.

Neye niyet ederseniz edin; araştırma sürecinizin daha hemen başında; yetkin karakterlerin ürün bazındaki teknik farklılıklar dışında; işin felsefesi, mantığı ve duygu yönetimi noktasında hep birbirine yakın şeyler söylediğini hemen fark edersiniz.

Finansal okuryazarlık yetisini tüm topluma yayabilmek için gönüllü çalışan, üretim yapan, harika insanlardır bu kişiler. Ortak özellikleri bu olmalı, zira benim tüm rastladıklarım öyleydi. Ülkemizde hak ettikleri değeri de görmediklerini düşünenlerdenim.

Yeni mezun ekonomistten doktor, doçent ve profesör unvanı alabilmiş tüm akademisyenlere, aracı kurumlarda çalışan profesyonellere, bu kurumların araştırma bölümlerindeki analistlere, iş hayatları ülkemizde veya yurt dışında sermaye piyasalarında çalışmakla geçmiş; ülkeleri ve insanları gözleme şansı bulmuş tüm finansçılara, bankacılara, portföy yöneticilerine, finansal sistemde büyük krizleri görmüş, yaşamış, değerli deneyimlere sahip insanlara, her seviyedeki yöneticilere uzanan bir geniş bir yelpaze bu…

Aslında hepsi benzer söylüyor. Hepsinin temelinde benzer argümanlar var. En azından ben böyle düşünüyorum.

  • Okuyun / Araştırın / İzleyin / Dinleyin.
  • Kendi aklınıza yatırım yapın, kendi aklınızla yatırım yapın.
  • Beklentilerinizi ve risk algınızı iyi tartın.
  • Aç gözlü olmayın.
  • Akılcı bir plan uygulayın, riski yayın.
  • Gelişimi izleyin ve bilinçle yönlendirin.
  • Sabredin.

Benim sıralamam örneğin bu. Biraz bireysel yatırım anlayışım da denebilir. Konu başlıklarıyla ilgili, ulaşılabilir o kadar çok seçenek var ki, bu yazıda sadece okuma kısmına odaklanacağım. Bu sebeple şu an okuduğunuzu, zincir bir yazı dizisinin ilk halkası kabul etmenizi dilerim.

Okuyun

Finansal planlamanın en önemli kısmı okumaktan geçiyor. Yatırım yapmak istediğiniz finansal ürünle ilgili tanımlamaları, içinde bulunduğu risk evrenini bilmeniz ve kendi duygu yelpazenize uygun olup olmadığını anlamanız gerekiyor.

İçimizde, hisse senedi almadan önce Borsa İstanbul‘un resmi sitesini, o sitedeki eğitim dökümanlarını okuyarak işe başlayan kaç yatırımcı var?

Siz istisna olun.

Yıldız Pazardan işlem hacmi büyük hisse senedi almanın uzun vadedeki ‘güvenli’ tarafını, yan tahtalarda sürekli tavan-taban gidip gelen hisselerin küçük yatırımcı için nasıl büyük risk taşıdığını bu sayede anlayabilirsiniz.

SPK‘nın sitesini açıp hiç okudunuz mu? Yatırımcıyı bilgilendirmek için hazırlanmış ürün bazlı harika dökümanları var.

Borsa İstanbul neden son dönemlerde sürekli ‘uzun vadeli’ yatırımcılığı öneriyor, SPK neden insanları kandırarak kendi cebini dolduranları cezalandırıyor, yatırım fonlarını hazırlayan portföy şirketleri yatırımcı bilgi formlarında fonlar için neden önerilen vade gibi bir kavramın altını çiziyor, bu sayede anlayabilirsiniz.

Yatırım fonuna olan ilgi patlamasında -ki bu ilgiyi çoktan hak etmişti- TEFAS‘ın nasıl bir payı var? Sermaye piyasalarına giren küçük yatırımcıların korunması ve birikimlerin sermaye piyasalarına girerek ekonomimize katkı yapması neden çok önemli?

Bu soruların yanıtlarını ben nerede arıyorum; izninizle bundan bahsetmek istiyor, kendimce bazı örnekler vermeyi düşünüyorum.

Değerlendirmek size ait, aslolan sizin yorumlarınız.

Yatırım yapmadan önce mutlaka okuduğum resmi otoriteler var. Herhangi bir yatırım ürününe ilgi duyduğumda, önce o ürünle ilgili resmi otorite kim, kuralları kim koymuş, mutlaka öğrenmek isterim. İnternet üzerinden ulaşabileceğimiz kaynaklardan bazılarını hemen aşağıda sıraladım. Yeterli bir temel bilgi seviyesine ulaşana kadar okumakta, güncel kalmak için arada bir tekrarlamakta fayda var.

https://www.spk.gov.tr

https://www.spk.gov.tr/Sayfa/Dosya/75

https://www.spk.gov.tr/Sayfa/Dosya/78

https://www.spk.gov.tr/Sayfa/Dosya/1233

https://www.spk.gov.tr/Sayfa/Index/3/0

https://borsaistanbul.com/tr/sayfa/506/pazarlar

https://borsaistanbul.com/tr/sayfa/148/sikca-sorulan-sorular

https://www.mkk.com.tr/tr-tr/Sayfalar/Home.aspx

https://www.tefas.gov.tr

https://www.tefas.gov.tr/TerimlerSozlugu.aspx

https://www.kap.org.tr/tr/

https://www.ytm.gov.tr/Home/Sayfa/45

https://www.ytm.gov.tr

Bu okumaların yanına, yazımın girişinde tanımladığım yetkin insanlar ve onların yaptığı üretimler, finansal okuryazarlığı toplumuza yayma amaçlı özel oluşumlar,dernekler ve organizasyonları eklerim. İyi Gelir Platformundan daha önceki yazılarımda bahsetmiştim.

https://tasarrufdelileri.com/2020/09/26/tasarruf-planini-guclu-kilan-nedir/

https://tasarrufdelileri.com/2020/09/05/iyi-bir-yatirim-portfoyu-nasil-olmali/

Bu kez size, en az onun kadar değerli ve çok köklü bir başka oluşumdan bahsetmek isterim.

Kısa adıyla FODER‘i, Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği’ni duydunuz mu hiç örneğin?

Finansal bilinç oluşturulmasına destek olma misyonu ile, girişte tanımını yaptığım yetkinlikte, çok donanımlı insanlardan oluşan bir platform. Hedefini, devlet, özel sektör ve diğer sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparak, bireylerde finansal okuryazarlık farkındalığı oluşturmak ve bunu geliştirmek için; bilinçlendirici destek çalışmaları yapmak olarak özetlemiş. Resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

Hatta sitedeki kitap tavsiyelerini özellikle öneriyorum. Ücretsiz dijital yayınları okurken çok kaliteli zaman geçirebilir; yatırım ufkunuzu geliştirebilir, tasarruf yolculuğunuzu macera ve riskten uzak; güvenli bir hale dönüştürmek için yardım alabilirsiniz. İnternet sitelerinde kaybolacak kadar uzun zaman geçirmenizi dilerim.

İlk yazıyı bitirirken

Toplum olarak en zayıf yönümüz bilgiye saygı duymamak

Bilene saygı duymuyor, ‘bilme’ halinin emekle elde edilen bir kazanım olduğunu fark edemiyoruz. Hatta daha kötüsü, bu emeği de küçümsüyoruz. Bilmek emek istiyor, biz çoğunlukla inanmayı seçiyoruz. Yatırım evreninde emek harcamadan birilerine ‘inanmak’ çok pahalıya patlar. Bilgi sahibi olmadan ‘birilerine’ inanmak zorunda hissediyor ve bedelini de yıkıcı biçimde ödüyoruz.

Finansal okuryazarlık çalışmalarının, bu nedenle çok değerli bir çaba olduğunu düşünüyorum. Zira toplumun her katmanındaki insanı hedefliyor ve toplumun bütününü geliştirmek için yapılıyor.

Finansal okuryazarlıkta ilerleme kaydetmek, kısa-orta vadede bireysel tasarruf alışkanlığının bir yaşam felsefesi haline gelmesini sağlayabilir. Bu toplumsal gelişim ve sermaye piyasalarında bilinçle değerlendirilen ve büyüyen tasarruflar, ülke kalkınmasında güçlü etkiler yaratabilir, ülkemizdeki gelişimin kendi dinamiklerinden güç alması gibi harika bir sonucu doğurabilir, sosyal bütünlüğümüze çok önemli katkılar yapabilir.

Bireysel olarak da biz, yatırımlarımızda, önce ‘bilmeyi’ seçmeliyiz. İnancım bu.

Bu seçim bizi, rasyonel sonuçlara götürecek, hem bireysel olarak hem de aile olarak gelişmemizi sağlayacak bir hikayenin önemli bir oyuncusu yapabilir. Herhangi bir yatırım ürününü bir kaç ay sonra almanın kısa vadede kayıp yaratacak dezavantajları olabilir belki bilemiyorum, ancak kaybedilmiş olarak görünen bir kaç aylık sürede bir nebze olsa kazanılma çabası gösterilen finansal okuryazarlık bilinci; ‘yapamam’ diye düşündüğümüz bir çok ‘imkansızın’ kapısını; biz farkında bile olmadan kolayca açabilir.

Dizinin ikinci yazısında, araştırın-dinleyin-izleyin noktasındaki düşüncelerimi paylaşacağım. O zamana kadar, yatırımlarınızda ‘kendi aklınızı’ en öne almayı ve ‘bilmek için emek harcamayı’ unutmayın.

Sağlıkla kalın…

%d blogcu bunu beğendi: