Tasarruf planını güçlü kılan nedir?

Pazar kahvaltısındaki en önemli konu, büyük oğlumun üniversite hedefleriydi geçen hafta. Bu yıl on birinci sınıfta ve iki yılımız var. Okulların ‘online’ da olsa açılmasına bir gün vardı ve ‘düşünceleri’ konusunda bilgimi tazelemek istedim.

Üniversite eğitimini ülkemizdeki bir devlet üniversitesinde, yabancı dilde eğitim veren bir bölümde almayı planlıyor. Zaman ne gösterir elbette bilmiyoruz ancak, -olursa- yüksek lisans konusunda eşimle biz, eğitim maliyetlerinin daha karşılanabilir düzeyde olduğu Orta Avrupa ülkelerinden birini düşünüyoruz. Oğlumuz da onaylıyor.

Yurt dışında eğitim, şimdiye dek yoğunlaştığım bir konu olmadı, öğreneceğim. Ancak net olan şu ki, altı yıl sonrası için, iki yılı içeren bir dönemin tasarruf hamlelerini şimdiden yapmak gerekiyor ve zihnimiz bizi şu sorunun cevabına sürüklüyor:

Peki buna yönelik finansal planımız hazır mı?

Planlama nedir?

Planlamanın, tasarrufun sayısal tarafı olduğunu düşünmüştüm ilk zamanlar. Ancak anladım ki, öyle değil. Planlama zihinsel bir ön hazırlık. Tasarruf, zihnen tasarladığımız, mantığımız çerçevesinde yapılabilirliğine inandığımız ve içtenlikle benimseyip, disiplinle devam ettiğimiz bir süreç olmalı. Kişiye uygun olmayan, benimsenmemiş ve sonucunda içselleşmemiş hiç bir plan, eyleme dönüşemiyor, dönüşse bile uzun soluklu olamıyor çünkü.

Hangi kişisel özelliklere sahibiz?

Tasarruf planınız, sizinle beraber yan yana yürüyecek sakin bir yol arkadaşı mı?
Yoksa kayıplar-kazançlar-fırsatlarla bezeli bir aksiyon arayışı mı?

Bu soruların cevabını kişisel özellikler belirler. Tasarruftaki ‘geliştirici’ taraf, sadeleşen yaşam tarzı ve tüketim kontrolüyle yaratılan değeri, bizzat yaşamaktır. İçselleşme sürecini güçlendiren de budur.

Değer yaratma, tasarrufu yapan için; yeni bir stres kaynağı olmamalı bana göre. Çünkü sabır gerektiren bu zor sürece bir de stres eklendiğinde, başarı şansı azalabiliyor. Bu nedenle, kişiye ayna tutan, bireyin risk algısını tam yansıtan bir plana odaklanmak en iyisi. Yanlış seçimlerle içsel motivasyonu zedeleyecek gerilimlere gerek yok.

Yıpratıcı bir günün akşamı, tasarruf seçimlerinizden biri değer kaybedince gece tüm uykunuz kaçıyorsa, planı gözden geçirmenizde fayda olabilir.

Risk size ne ifade eder?

Yatırım evreninde yer alan profesyonel sistemlerin ilk ölçtüğü şey, bence de doğru bir yaklaşımla, kişinin risk algısıdır. Zira risk, tasarruflarınızı arttırmak için elinizi uzattığınız her finansal seçenekte var. Az veya çok oranda…

Finansal ürünler aslında birbirine benzerler. Hepsi, belli koşullar dahilinde artı/eksi bir değer üretir. Potansiyelini inkar etmez, doğasına uygun davranır ve bıkmadan iki olasılığı yansıtır: kayıp ve kazanç…

Bu iki olasılığa verdiğimiz duygusal tepki, aslında hangi risk seviyesine uygun olduğumuzu gösteren ipuçları…

Günümüz dünyasında yatırım için çok fazla seçenek var ve hepsini kavramak mümkün değil. Fakat basit bir yaklaşımla, risk algımızın ne olduğunu sorgulayıp, kendimize uygun seçeneği kolaylıkla bulabiliriz.

Yazının bitiminde, bir çok risk profil anket örneği var. Yatırımcı profilinizi saptarken, size basit yollarla yardımcı olabilen, yatırım seçimlerinizle ilgili ‘duygusal tepkinizi‘ sorgulamanızı sağlayan, faydalı anketler bunlar. Zaman ayırın ve içtenlikle cevaplayın. Size uyan bir yatırım portföyü için güçlü bir ön hazırlık yapmış olacaksınız.

Yatırım ürünleri risklerine göre sınıflandırılırlar.

Yaşam döngünüzün neresindesiniz?

Tasarruf eylemi kişisel ve bireyin yaşam döngüsüne doğrudan bağlı. Orta yaşlı bir bireyin tasarruf planıyla, yirmili yaşlarının başındaki bir bireyin planının farklı olması çok doğal. Hedef bütçe için zaman bol olduğunda, tasarrufa ayrılan aylık bütçeyi de, alınması gereken riski de düşük tutmak mümkün.

Ancak kısa vadede yüksek bir birikime ulaşmak için, aylık bütçenin yüksek olması yetmeyebiliyor, hedefe ulaşmak için agresif büyüme de gerekiyor. Bu da bireyi yüksek getiri hedefine karşılık veren yüksek riskli ürünlere götürebiliyor.

Yatırım portföyünüze aldığınız finansal ürünler, beklentinize, kişilik özelliklerinize ve risk anlayışınıza uygunsa, risk yelpazesinin her kademesindeki ürünü düşünebilirsiniz. Burada kritik nokta, kendinizi, duygularınızı, karar mekanizmalarınızı iyi tanımak, piyasa gelişmelerini tarafsız bir şekilde analiz etmeye çalışıp, yatırım kararınızı, piyasa koşullarına dayanabilme gücünüze göre vermektir.

Tasarruf yolculuğunda başarılı olabilmek için, gerçekçi detaylar içeren, istikrarlı bir birikim modeline sahip olmak kadar; duygu kontrolüyle büyük resme odaklanabilen bir mizaca da ihtiyaç var. Tasarruf sürecinin sürdürülebilirliği, planın gerçekçiliğine bağlı.

Profesyonellere nasıl ulaşırız?

Yüksek enflasyon ve sarsıcı kur riskleriyle yaşayan bizim gibi toplumlarda uzun vadeli tasarruf yapmanın başlangıcına, matematik kurallara dayanan, güvenilir öngörüler koymak gerekiyor. Doğru tasarlanan bir planla yola çıkmanın, yolculuk devam ederken ufkumuzu açması, bizi geliştirip yüreklendirmesi, daha olası çünkü…

Şanslıyız ki, doğru tasarruf planı için, deneyimlerini bizlerle paylaşan pek çok insana sahibiz. Ülkemizde, finansal okuryazarlık gönüllüsü olan ve tasarruflarını sermaye piyasalarında değerlendirmeye yeni başlamış yatırımcılara ışık tutan pek çok profesyonel ve akademisyen var.

Webinar’lar yapıyorlar, videolar çekiyorlar, sosyal medya yoluyla yazdıkları kitapları ücretsiz paylaşıyorlar, dijital portföy yönetimi ve robo danışmanlık gibi bilmediğimiz pek çok kavramı cep telefonlarımıza kadar getiriyor, finansal okuryazarlığı ve finansal planlamaya giden yolları ulaşılabilir kılmaya çalışıyorlar. İyi Gelir Platformu** gibi, FODER-Finansal Okuryazarlık Erişim Derneği gibi değerli oluşumlar bunlar…

Halen, bu oluşumlardan birinin kurucusu olan Prof. Serra Eren Sarıoğlu’nun kitabını okuyorum. Kitap*** sayesinde, dijital portföy yönetimi sürecinin, gelişmiş piyasalarda aldığı yolu görme şansı buldum. Serra Hanım ve ekip arkadaşlarının İyi Gelir’de paylaştıkları ‘Hedefli Yatırım Analizi‘ de, kitap içeriğinde yer alan akademik saptamaların uygulanabilir biçimde bize sunulması aslında.

Sade bir arayüze sahip ve girdiğiniz verilere dayanarak tasarruf planı oluşturmanızı destekleyen iyi bir dijital kılavuz niteliğinde. Kendi analizimde bunu kullandım.

Altı yıl sonra, iki yıl sürecek bir yüksek lisans için birikime ihtiyacım var ve kendime göre kur riskini de hesaba katarak bir hedef belirledim. Sonucu aşağıda.

Siz de kendi değerlerinizi girerek, hedefe nasıl bir matematikle gidebileceğinizi görebilirsiniz.

Önümüzdeki yazılarda, tasarruf yoluma ışık tutan, motivasyonumu arttıran; her üretimi ile yeni bir bilgi sahibi olduğum değerli insanların çabalarını sizinle de paylaşmaya çalışacağım. Elimden geldiğince…

Mümkün olursa, üreticisinin doğrudan iznini alarak. Bu noktada Serra Hanım’a teşekkür borçluyum.

Özellikle finansal okuryazarlığın gelişmesi için gönüllü faaliyet gösteren o kadar yetkin insan, dernek ve platform var ki; hatta bu çalışmaları paylaşabilmek için can atıyorum diyebilirim.

Bitirirken

Tasarruf kendimizi tanımayı, ihtiyaç ve hayallerimizi merkeze koymayı, doğru insanlardan alınan bilgilerle doğru analiz yapmayı, sürdürülebilir planlarla yola çıkmayı gerektiren bir eylemler bütünü.

Planlama sürecindeki ‘duygu kontrolü‘ ise en kritik konu. İçinde mizaç, analiz, strateji ve sabır var. En düşük riskli fon da, en riskli hisse de bu şekilde seçiliyor.

İnsan olmanın büyüsü, farklılıklarımızda saklı…

Herkese uyan bir finansal plan olsaydı, sanırım hepimiz gider birer tane alırdık. Ancak öyle bir şey yok. Kimse en düşükten alıp en yüksekten satamıyor ; varsa da onlardan biri olamayacağım kesin… Risk algımıza uygun ve matematik gerçeğe dayanan bir planla yola çıkıp ona bağlı kalmak, sanırım izleyebileceğimiz en güvenli yol…

Sonuçta, hiç bir şey sağlıkla yaşanan bir hayattan daha kıymetli değil. Tasarrufu da, o hayatı daha iyi hale getirmek için, hayatı atlamadan yapmak, planlamak, benimsemek, sahiplenmek lazım. Sonuç kendiliğinden geliyor.

Çok sevdiğim bir markanın, çok sevdiğim bir cümlesi var. Sloganı hatta…

Her gözüme çarptığında, bir an durup düşünmeme neden olan, karmaşaya mola verdirip, kendime getiren bir cümle bu. Zaman akarken hayata tutunmak, yaşadığımız ‘an’ların tadına varıp üretmek, paylaşmak ve değer katmak gerekiyor. Hayatın ‘kendisini’ ıskalamadan!

Bu yüzden bu haftaki yazımı, o çok sevdiğim cümleyle bitirmek istiyorum ve sizi de her daim gülümsetmesini diliyorum:

Hayat en güzel hediye!

Sağlıkla kalın…

***Yararlanılan kaynaklar: Prof. Dr. Serra Eren Sarıoğlu : Portföy Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar – Dijital Portföy Yönetimi ve Robo Danışmanlık – Nisan Yayınları/Eskişehir/2018

**İyi Gelir platformu

http://hedef-belirleme.iyigelir.net

https://www.anadoluhayat.com.tr/risk-profili-anketi

https://www.metlife.com.tr/bireysel-emeklilik/bireysel-emeklilik-nedir/risk-getiri-profili-anketi/

https://www.akbank.com/tr-tr/hizmetler/Sayfalar/akbank-yatirim-hizmetleri.aspx

https://www.yapikredi.com.tr/bireysel-bankacilik/yatirim-urunleri/yatirim-eksperi

https://studyzone.com.tr/yurtdisinda-yuksek-lisans/varsova/#1

https://studyzone.com.tr/yurtdisinda-yuksek-lisans/macaristanda-yuksek-lisans/#5

Borçlarla dans!

Yazma düşüncesinin verdiği müthiş motivasyonla ekran başına oturduğum ilk gün, yayınlayacağım yazının bir paragrafına şu cümleleri yazmıştım:

‘Blogdaki fikirler, finans sektöründe geçen 23 yılda gözlemlediğim insan davranışları ve bizzat yaptığım hatalarla harmanlanan bir deneyim seti aslında. Bunları, finansal özgürlük kazanma yolculuğunda halen uyguladığım stratejiler, bu süreçte yaşadığım duygular ve mesleki deneyimlerime rağmen yaptığım basit hatalarla bezeli bir yol haritası olarak sizlerle paylaşacağım.’

https://tasarrufdelileri.com/2020/08/23/finansal-bagimsizlik/

İnsan hata yaptığında daha iyi öğreniyor. Yaşanmışlık, en iyi öğretici çünkü. Ben de herkes gibi, yaşadıklarım, gördüklerim ve deneyimlediklerimi paylaşıyorum. İnsanoğlu önce kendinden ilham alıyor.

Bugün izninizle, sizinle yaptığım hataları paylaşmak istiyorum. Finansal özgürlük yolunda, yapılmaması gereken basit hatalar…Sonuçları itibariyle, sadece benim değil, ailemin de yaşam rutinini baltalayan, yaşanan hayatı dahi kısıtlayabilen bir yanılgının faturaları…

Bilinçli tasarrufa kesin olarak geçme kararı, herkes için farklı nedenlerle verilebiliyor. Gönüllü ya da zorunlu. Benim kararım bir zorunluluktu. Bazen iş ortamının yarattığı baskı hali, kendinize, ailenize ve sonucunda geleceğinize odaklanmanızı engelleyebiliyor. Uzunca bir süre, böyle bir ruh haliyle bütçe yönettim. Ardından, bir değişikliğe karar verdim, kariyerim için farklı bir adım attım. Hak ettiğim tazminatı da, tasarruflarımıza koydum. Takvim 2018’in haziran ayını gösteriyordu…

Boş bir excel sayfası

Bir çoğumuz gibi ben de, gelir gider hesabı yapmak gibi bir alışkanlığa sahibim. Bir pazar günü, not defteri yerine, bir excel sayfası tercih ettim. Borçlanmadan çıkma kararının başlangıcı, galiba bu oldu benim için. Bulunduğum günden Ocak 2021’e kadar, zorunlu veya dönemsel ayırt etmeden, olmuş veya olacak tüm harcamaları sayfaya not ettim.

Excel hayat kurtarır mı?
  • Gıda ve temizlik gibi market harcamaları
  • Ulaşım harcamaları
  • Giyim harcamaları
  • Faturalar
  • Bireysel kredi taksitleri
  • Kredi kartı borçları
  • Kredi kartı taksitli alışveriş detayları
  • Apartman aidatı
  • Çocukların okul harcamaları
  • Kredili mevduat hesabı ödemeleri
  • Yaz ayları için tatil bütçesi
  • Araba-dönemsel kasko masrafı
  • Araba-dönemsel trafik sigortası masrafı,
  • Araba-dönemsel periyodik servis bakım masrafı
  • Araba-iki yılda bir genel muayene masrafları
  • Konut ve DASK poliçe masrafları
  • Eylülde artan kırtasiye ve okul kıyafet harcamaları
  • Çocukların kurs ücretleri ( basketbol, yüzme vb )
  • Çocukların harçlıkları
  • Eşimin ve benim günlük harcamalarımız için nakit para vb.

Liste bitmek bilmiyordu…

Farkettiyseniz kira yok. Çünkü 2009’da %1,51’den 96 aylık krediyle evimizi almış, faizlerin düşmesi, iki kez vade kısaltmalı refinansman derken 96 aylık borcu 58.ayda bitirmiştik. 2014’ün ilk ayıydı…

Konut kredisinin bitişi ile excel tablom arasında dört yıldan fazla var. Normal şartlarda bu sürede tasarrufların büyümesi beklenir, ancak öyle olmadı, konut kredisinin yerine büyük oğlumuzun okul taksidi geldi. Bunu küçük oğlumuzun ilkokul başlangıcı izledi, özetle harcama listemiz, satırlarından pek bir şey kaybetmedi.

Gerçekle yüzleşme

Modern insanın en büyük ihtiyacının ‘anlaşılmak’ olduğunu düşünmüşümdür. Ne kadar sevilirsek sevilelim; insan olarak hepimiz, hayatımıza dair bazı kırıntılar bırakıyoruz ardımızda. O kırıntılar, hayattan aldığımız mesajın diğer insanlara aktarılabilmesi için, içten içe bulunmasını istediğimiz ve bulunduğunda da ‘farkedilmemizi’ sağlayacak ipuçlarıymış gibi geliyor bana.

Bulunduğunda ve hayat mesajımız ‘anlaşıldığında’ huzur bulacakmışız gibi.

Anlaşılma ihtiyacı, yaşadığımız hızlı çağda, tatmin edemediğimiz duyguların başında.

Bir çoğumuzun aklına bile gelmeyen, öncelik sıralamamızda yer etmeyen bir şey belki de, kim bilir… Ancak bunun sürekli ertelenmesi ve eksikliğinin maddi şeylerle doldurulmaya çalışılması, bizi bu kez, tanıdık bir duygunun yokluğuyla karşı karşıya bırakıyor: mutluluk.

Mutluluğu farklı farklı seçeneklerde arıyoruz. İnsan mutsuzken, buna çözüm bulmak istiyor. İşin finansal tarafına baktığımızda ise, mutsuzken daha çok tüketebiliyor, borçlanıp odağını kaybedebiliyor.

Benim, dört yıl gibi hatırı sayılır bir süre boyunca, içinde yaşadığım duygu buydu. Tüketimle elde etmeye çalıştığım tatmin sabun köpüğü gibi geçti ve karşıma daha büyük sorunlar çıkardı. Tasarruf alışkanlığım kesintiye uğramış, bir de buna yaşadığım dar boğazları yeni borçlarla aşmak gibi yanlış kararlar da eklenince; yüzleşmekten korktuğum gerçek, artık önümü kapamıştı:

  • dört bireysel kredi
  • dört kredi kartı
  • bir kredili mevduat hesabı
  • çocukların okul ödemeleri
  • diğer sabit giderler…

Önceki yılların finansal kazanımlarını da birer birer eritmiştim. Başım iki elimin arasında, uzunca bir süre, öylece kalakaldığımı hatırlıyorum…

Borçlar 58 , tasarruflar 42 !

Ev ve araba gibi büyük tasarrufları hesaba katmazsak, tasarruflarımız borçlara yetmiyordu. Elimizdeki likit değerin %40 fazlası kadar borcumuz vardı. Tablonun asıl moral bozan kısmı ise, borcun uzun vadeye yayılmış olmasıydı. ( kalan taksit sayısı 33’ün üstünde olan, dört tane kredi )

Özeti, hem güncel durumda eksideydik, hem de en az üç yıl bu kaotik durumu devam ettirmek zorundaydık. Konuştuk…

Çocukların ihtiyaçlarını kapsam dışı bırakıp, tasarrufa gidilebilir her kalemi incelemeye karar verdik.

Bu kadar gider mi olur?!

Listeyi oluştururken, giderlerin ne kadar çok olduğunu farkettim. Ana tabloda, sadece faturalar detayında on bir gider kalemi vardı ve yazının giriş kısmındaki diğer harcamalarla birlikte toplam gider sayısı otuzu buluyordu!

‘İşten artmaz, dişten artar’ dedik, yemek ücretlerinin pahalı olduğu yerlerde çalıştığımız için, eşim ve ben öğle yemeğini evden götürdük. Yemek çeklerini de markette kullanarak kart giderlerini baskılamaya çalıştık. Bu önlemlerin, kart harcamalarında %10 gibi bir tasarruf yarattığını söyleyebilirim.

TV platformlarından birinde paket hizmete ( TV+internet+ev telefonu ) döndük, ev interneti ve ev telefonunu iptal edip iki faturayı azalttık. Diğer TV platformunu giriş pakete alıp, fiyatı üçte bire çektik. Cep telefonu tarifelerimizi değiştirdik. Elektrik, su ve doğalgazla ilgili olarak da bildiğimiz küçük önlemlere odaklandık. Bu dokunuşların etkisi de, fatura giderlerinde %15 gibi bir tasarrufa işaret eder…

Market harcamalarını gözden geçirdik. Depolamadan kaçındık, aldığımızı tüketmeye özen gösterdik. Alışverişi sadece cumartesi günü, haftalık ölçekte ve mahalle marketinden yaptık. Büyük marketlerden uzak durduk. Günlük tüketilenleri de, sabah erkenden almaya çalıştık.

Fiyat etiketlerine daha fazla dikkat ettim. Kafamda bir fiyat hafızası yaratmaya çalıştım, bu durum bir süre sonra en küçük alışverişteki fiyat değişimini bile algılamamı sağladı.

İhtiyaç kredileri

Bahsettiğim bu dokunuşlar bütçemizde olumlu sonuçlar yarattı elbette. Ancak asıl mesele; krediler, kart ekstre borçları ve taksitli kart harcamalarıydı.

2020 sonuna kadar ödenecek olan tüm bireysel kredi taksitlerini tabloya koydum.

Kredi taksitleri kaçınılmazdı, zira hem faiz oranları çok düşüktü, hem de erken kapatmayı düşünmeyeceğim için düzenli ödemek dışında seçeneğim de yoktu!

Bu yüzden kısa/orta vadede tamamen eritebileceğim giderlere odaklandım: Kartlar ve kredili mevduat…

Sadeleşme adımları

Sadece bir kartı market alışverişlerinde kullandım, ona da haftalık harcama limiti koyup, bu kurala kesin biçimde uyuyordum. Komik gelebilir, market alışverişine aç olarak gitmemek gibi bir kuralım bile vardı.

Tüm kredi kartları için ayrı dosyalar açıp, kart bazında tüm borçları, minimum ödemeyle en hızlı kaç ayda bitirebileceğimizi hesapladım. Minimum ödemeyle faiz ödüyordum ancak buna katlanacaktım.

Sonraki ayın ekstre borç tahminini, toplam borçtan minimum ödemeyi çıkarıp, kalan bakiyeye bir aylık faiz işleterek yapıyordum.

Bu tahminlerin tümünü simülasyona ekledim. Kredili mevduat hesabı için de aynı yöntemi uyguladım.

Eşimle birlikte, iki kartı hemen o ay iptal ettik. Diğer ikisinin borçlarını da bir yıl içinde tamamen bitirecek ve limitlerini okul ödemeleri için yedekte tutacaktık. Ekstreler gelmeye devam etti, dördüne de öngördüğüm tutarlarda ödemeler yaptık. İptallerin borcu, yeni harcama olmadığı için azalarak eridi; diğer ikisinin limitleri de açılmaya başladı.

Tabloda bir satırı kar-zarar durumuna ayırmıştım. Sanırım en kritik saptamaları da bu sayede yapıyordum. Hangi ay artıda olduğumu, hangi ay ekside olduğumu önceden kestirebiliyordum.

Sıkıntılı aylarda harcama konusu olan herhangi bir şey bir istek ise, zaten almıyorduk. Bir ihtiyaç ise ertelenebilir olup olmadığına bakıyorduk. Erteleme lüksümüz varsa, bütçe açığı olmayan ayda gideriyorduk.

Tasarruflar

Borçlar bu haldeyken, tasarruflarımız gelenekseldi ve ilk dokuz ay çok az büyüyebildi. Çünkü kartlarda ilk ödemeler yüklüydü ; öyle aylarda bazen mevduat faiziyle, bazen anaparadan bir miktar çekerek eksiği tamamlıyorduk. 2018 yazında yüzde 25’lere fırlayan TL faizler o dönemde tasarruflarımızı artırmıyordu belki ama, borçlarımızı azaltıyordu. Bu da bir şeydi…

Bütçe ayırıp, ekleme yaptığımız tek bir yatırımımız vardı: Bireysel emeklilik. Ailenin her ferdi için ayrı ödeniyordu, katkı payına hiç ara vermedik. Katkıları minimuma çektik, ancak ödedik. Fiziki altına ise, hiç dokunmadık.

Dokuz ayın sonunda…

Tüketimi baskılayıp, borca öncelik verince, taksiti biten kartlar hayatımızdan çıktı, aktif kart ikiye düştü. Kredili mevduat hesabı kapandı. Üç borçtan kurtulduk. Net birikimlerimiz ( birikimler – borçlar ) eksi bölgeden, artı bölgeye geçti. Borç & tasarruf ilişkisi, tasarruf lehine döndü.

Sürecin en keyifli kısmı, bir sonraki ay ödeme yapmayacağım satırları tablodan silmekti. En büyük mutluluğum bu olmuştu.

Ders almanın yaşı yok

Tüm bunlar yazarken kolay, yaşarken zor elbette… Borçları azaltma çabamızdaki en zor dönemin notları bunlar. Sonuç olarak özel bir deneyim, doğru&yanlış, günahı benim.

Ancak şunu biliyorum, plan dahilinde ulaşılan her hedef, yorgunluğu alıyor ve yeni motivasyon sağlıyor.

Benim için ders alınacak kısım, meslek avantajı taşımama rağmen hatalar yapmaktı. Boşluğu tüketimle doldurmaya çalışmak, borçları sürekli uzun vadeye yaymak gibi…

Yolculukta yirmi sekiz ay…

Elbette ki herkesin tasarruf hikayesi farklı. Benimki, doğru bir uzun vadeli borçlanma sonucunda konut sahibi olarak başladı. Çocukların okul masraflarının devreye girmesiyle devam etti. Kırılma noktasıysa dört yıl gibi bir süre, tasarrufa odaklanmamaktı.

Boş excel sayfasının üzerinden geçen yirmi sekizinci ayda, borç-birikim ve net birikimlerden oluşan Eylül 2020 grafiği aşağıdaki gibidir. En hoşuma giden kısmıysa, borç ve birikim çizgilerinin birbirlerinden net biçimde uzaklaşması.

Aman uzak olsunlar!

19 Eylül 2020 tablosu

Bitirirken…

Hangi yoldan gidersek gidelim; sonucunda varmak istediğimiz yer aynı: finansal özgürlük.

Temel ilke borçlanmayı makul tutmak, mümkünse kısa vadeli tüketimler yerine, orta/uzun vadeli yatırımlar için borçlanmak ve tasarrufları çeşitlendirerek büyütmek olmalı.

Kabaca iki buçuk yıla yaklaşan bu öğretici sürecin bende bıraktığı en derin iz nedir diye düşünüyorum…

Mutluluğu tüketimde aramamak!

En net çıkarımım budur…

Başladığım günle bugün arasında nasıl bir fark var diye sorarsanız da,

Şunu mutlulukla söyleyebilirim:

Borçlar 12, tasarruflar 88 !

Sağlıkla kalın…

Tasarrufa tüketimden başlanabilir mi?

İsviçreliler, 27 Eylül 2020 pazar günü, haftalık 40 saat çalışma baz alındığında aylık karşılığı 4.100 İsviçre Frangı olan ( yaklaşık 33 Bin TL ) asgari ücreti oylamak için referanduma gidecek.

https://tr.euronews.com/2020/09/07/isvicreliler-dunyan-n-en-yuksek-asgari-ucreti-icin-referanduma-gidiyor

Ülkemizde asgari ücret 2020 sonuna dek 2 bin 324 TL ve tüm ücretliler içinde asgari ücretle çalışanların oranı 2014 yılında açıklanan son rakamlara göre %41’in üstünde. O tarihten sonra, bu rakamlar bir daha açıklanmamış. Bundan 6 yıl önce açıklanan rakam olan %41 bile, Avrupa ülkelerinden bir hayli fazla…

https://tr.euronews.com/2020/02/05/turkiye-de-iscilerin-ne-kadari-asgari-ucretle-calisiyor-sendikalar-2020-tespit-komisyonu

Yaşadığımız dünya zıtlıklarla dolu. Ülkemizin birey gelirleri hakkındaki gerçeği de bu. Tasarruf, ülkemiz özelinde asgari ücretli seviyesinden çıkabildiğiniz noktada başlayabiliyor doğal olarak… Bunu göz ardı edemeyiz.

Kendimize bir tasarruf hedefi belirleyip eyleme geçtiğimizde, aslında geleceğimiz için en büyük adımı atmış oluyoruz. Fakat bu büyük adımın başlangıç günü, bir soruya verdiğimiz yanıtla çok net bağlantılı: Ne kadar gelir elde ettiğimiz

Gelir mi az, gider mi çok?

Teknolojiyle hızlanan, sadeleşmek yerine karmaşıklaşan, zorunlu bireyselliğe iten ve ‘doğaldan’ daha da soyutlayan bu hayat döngüsünde tasarruf yapmak, ihtiyaçları alt alta yazıp baktığımızda; hepimize zor görünebilir.

Elimizde yeterli kaynak yoksa veya çok kısıtlıysa, tasarruf hedefi için daha başlangıçta hevesimiz kırılabiliyor…Bu dönemi ancak, geleceğimizi dikkatle planlayarak, harcamalarımızı kontrol ederek, tasarruf yöntemleri geliştirip giderleri azaltarak geçirebilirsek; her bütçeye göre farklılık gösteren bir periyotta fırsata çevirebilmek ve tasarrufa geçebilmek mümkün…

Toplumsal problemlerimizden biri de, yeterli geliri olmasına rağmen, giderlerinin çokluğu dolayısıyla tasarruf edemeyenlerin azımsanmayacak sayıda olması…

Ülkemizdeki tasarruf azlığı, son 15 yıla damga vuran hane borçluluğunun doğal sonuçlarından biri olmuş. Az kazanan az kazandığı, çok kazanan çok harcadığı için tasarrufa fırsat bulamamış.

Bir kaç soruyla devam edelim dilerseniz…

Bütçe disiplinine uyarak, harcamaları azaltmak ve tasarruf aşamasına geçmek mümkün mü?

Gerçekten ihtiyaçlarımızı mı karşılıyoruz, isteklerimizi mi?

Aylık harcama listenize baktığınızda, kredi kartı ödemeleri ve bireysel kredi taksitleri, toplam gelirinizin yüzde kaçına geliyor?

İhtiyaç kredisi alıp ilk bir kaç ay görece rahat geçindiğinizi gördükten sonra, ödeme planında kalan taksit sayısına bakarken kendi kendinize hayıflandığınız oldu mu?

Kendinizi suçlamayın.

Gelin rakamlara göz atalım.

84 milyona yaklaşan bir nüfusun parçasıyız.

Kredili bireylerin nüfusa oranı

Ülkemizin nüfusu 84 milyona yaklaştı(*). Ekteki linkten ülkemizin demografik durumu ile ilgili en güncel bilgiye ulaşmış olacaksınız.

18 yaş altı ve 70 yaş üzeri nüfusu bunun dışında bıraktığımızda, ‘kredi verilebilecek’ yaş grubunun, nüfusun 54 milyonluk kısmı olduğunu görüyoruz.

Kredi ile borçlanılan tutar 791 milyar TL’yi, bireysel kredi kullanan birey sayısı ise 33 milyonu geçti. (**)

Birey başına düşen bireysel kredi borcuna baktığımızda ise rakamın 23.694 TL olduğunu görüyoruz, bir başka deyişle, asgari ücretin on katı.

54 milyonluk kredi alabilir nüfustaki 33 milyon bireysel kredi borçlusu, yaklaşık olarak %61 gibi bir orana denk geliyor ki; 10 kişiden 6 kişinin borçlu olduğunu gerçeğini gözler önüne seriyor. Dağılımına bakalım:

  • İhtiyaç kredileri %49
  • Konut kredileri %33
  • Kredi kartları %16
  • Taşıt kredileri %4

( * ) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33705

( ** ) https://www.riskmerkezi.org/tr/istatistikler/23

Konut kredileri

Konut kredileri

Konut kredisi, ister borçlanma ile mülk sahibi yapıp kiraya verdirsin, isterse de bireyi kira ödemekten kurtarsın, ulaştırdığı sonuç itibariyle tasarrufa yönelik bir kredidir ve bireylerin tasarruflarına orta-uzun vadede olumlu etki eder.

Bu nedenle, konut kredisi kullanımını diğer bireysel kredi türlerinden ayrı tutuyorum.

Kredi kartları

Kredi kartları

2005 sonrasında, kart kullanan birey sayısının hızlı artışı, sürecin özellikle başlangıcında bankalar arası kart yarışındaki sert rekabet, bireylerin elde ettiği yüksek kart limitleri, kart harcamalarının taksitle yapılabilir hale gelmesi gibi bir çok yenilikle kredi kartı, hayatımızın vazgeçilmezi haline geldi.

2005’li yıllar henüz finansal okuryazarlık kavramının hayatımıza girmediği ve tüketici bilinçlendirme çalışmalarının pek olmadığı bir dönem…

Bireylerin kredi kartlarına tanımlanan bu limitler, bir süre sonra hatalı kart kullanım alışkanlıklarıyla birleşti, kredi kartı kullanımı ülkemizde yanlış kurgulanmış oldu. İnsanlar kredi kartını bir ödeme aracı olmaktan çıkarıp bir borçlanma aracına dönüştürdü.  2013 sonunda bireysel kredilerdeki kredi kartı payı %25’lere kadar ulaşmışken; BDDK’nın kart limitlerine ilişkin yeni kurallar, minimum ödeme oran değişikliği gibi düzenlemeleri yoluyla süreci daha rasyonel kurallara bağlaması, etkisini %16 seviyesine kadar gerilemeyle göstermiş gibi görünüyor.

https://www.bddk.org.tr/Sss-Kategori/Banka-ve-Kredi-Kartlari/8

Ancak burada ciddi bir illüzyon var bana göre. Cezbedici limitlerle hayatımıza giren kredi kartlarındaki ölçüsüz harcamalar borç seviyesini arttırdıkça, ekstrelerin tümü ödenemez hale geldi. Bir süre sonra durum minimum ödeme yoluyla da sürdürülebilir olmaktan çıktı. Bu sıkışma, daha geniş çaplı bir kısır döngünün kapılarını açtı:

Kredi kartı borçlarını ihtiyaç kredisi ile kapatmak.

İhtiyaç kredileri

İhtiyaç kredileri

İllüzyonun düşündürücü kısmı kredi kartı ile ihtiyaç kredisi yüzdelerini topladığımızda ortaya çıkıyor: %65!

İstisnalar hariç, ülkemizdeki ihtiyaç kredisi kullanımının genel sebebi, borcu borçla kapatmaktır. Benzer sebeplerle kullanılan iki finansal üründür, kredi kartı ve ihtiyaç kredisi…Kısa vadelidirler ve konut kredisi gibi, size orta-uzun vadede tasarrufu arttırıcı kazanımlar sağlamazlar. %65’lik bu yüksek oran, ülkemizdeki ihtiyaç kredisi kullanım mantığının, tasarrufu değil tüketimi destekleyen bir çizgide olduğunun ispatı. İnsanımız, ihtiyaç kredisini bu sebeple kullanıyor.

Düşünün…

Bir bilgisayar almak istiyorsunuz, bütçeniz tüm fiyatı kısa vadede karşılamıyor. Dokuz ay sonunda ulaşabileceğiniz bir refah seviyesini, cebinizdeki bir ödeme aracıyla dokuz ay öne, bugüne çekiyorsunuz. Bu durum, akıllıca kullanılırsa harika bir şey! Bilgisayarınızın aylık taksitlerini dokuz aylık harcama döneminizde dikkate alır, bütçenizi buna göre dengelerseniz.

Ancak ülkemizde böyle olmuyor. Dikkatsiz davranıp tüketim döngüsüne kapılıyor, taksitli harcamalarla limitleri dolup ödenemez hale gelen ekstrelerin yükünden kurtulmak için, bu kez hepsini toplayıp ihtiyaç kredisiyle daha uzun vadeye bölüyor ve hayatımıza devam ediyoruz.

Bugünkü tasarrufu ıskalamanın yanında, gelecekteki tasarrufu da azaltmış oluyoruz.

Geleceği bugünden tüketiyoruz…

Tükettiklerimizi gözden geçirmek

Tasarrufa geçebilmenin başlangıcına çok basit bir kayıt sistemini koyarım.

Excel kullanabilirsiniz, deftere yazabilirsiniz, telefonunuza bütçe yönetimi uygulamalarından birini indirebilirsiniz, hangi yolu seçerseniz seçin; öncelikle yapmamız gereken şey tüm gelirleri ve tüm harcamaları tek tek yazmaktır. Harcamalarınızın dönemselliğini görebilmek için, tabloyu veya tuttuğunuz çizelgeyi minimum iki yıllık yapmanızı öneririm.

Altta çok basit bir örneğini görebilirsiniz.

İlk etapta bu kayıtları tutmak, şimdiye kadar böyle bir alışkanlığınız yoksa sıkıcı gelebilir, ancak tüm harcama kalemlerini tek tek yazdığınızda, giderlerinizi disipline etmenin ilk adımını attığınızı da göreceksiniz.

Şimdiye dek dikkatinizi çekmeyen bazı giderlerin bütçenizde ne kadar yer ettiğini saptayabilir, bütçedeki dönemsel dalgalanmaları kayıt altına alabilir, hangi ayların zor geçeceğini, hangilerinin tasarrufa daha uygun olduğunu, kesin çizgilerle olmasa bile, en azından tahmin edebilirsiniz.

Bu bile, tasarrufla ilgili en değerli kazanımı elde etmenizi sağlayacaktır: motivasyon.

Tasarruf iyileştirir…

Yazının girişinde altını çizdiğim zıtlık, bireysel tasarruflarla çözülecek bir konu değil ne yazık ki. Daha büyük adımlar gerekiyor.

Ancak bireysel tasarruflarımızla iyi şeyler yapabiliriz.

Bunlar da kaynaklarımızı verimli kullanmak ve kaynak yaratamayacak hale geldiğimizde, tasarrufla geçmesi gereken yılları mumla aramamak olabilir. Çünkü zamandan daha değerli bir şey yok.

Harcama yapmadan önce kendinize soracağınız çok temel bir soru, bu zamanı verimli kullanmak adına tahmin edemediğiniz fırsatlar sunabilir:

İhtiyacım mı var? ‘İstiyor’ muyum?

Tasarruf, hayatın bıraktığı yıpratıcı izleri dahi tedavi edebilen çok önemli bir iyileştirici…

Hem zihnen, hem bedenen…

Planlı, gerçekçi hedeflerle bezenmiş ve tüm aile tarafından benimsenmiş bir tasarruf döngüsü, olumlu sonuçlarını gösterdikçe motive eden harika bir ilerlemedir. Gelişimi somut olarak gördükçe sizi mutlu eder.

Tüketimi kontrol altına alarak, ortak emekle gösterilen tasarruf çabası, herkesin hayatında mutlak yer almalı. Çünkü toplum olarak önce az tüketmeye, ardından çok üretmeye ve mutlaka tasarrufa ihtiyacımız var.

Siz de kendi adınıza, artık bir yerden başlayın.

Sağlıkla kalın…

İyi bir yatırım portföyü nasıl olmalı?

Uzun zamandır görmediğim, çok sevdiğim bir arkadaşımla sohbet etme fırsatım oldu bu hafta.

Sohbet hayatın rutinlerine geldi, dünyanın durumu, beklentiler, endişeler… Tasarrufa gelmesi kaçınılmazdı, hemen de geldi zaten… Arkadaşımın portföyünü yaklaşık olarak dörde böldüğünü, bu dört parçadan yüzdesel anlamda en büyüğünün Bireysel Emeklilik olduğunu öğrendim.

Bireysel emekliliğe bir emniyet unsuru olarak bakıyor ve her ay maaşından 1.500 TL gibi önemli bir miktar ayırarak bu tasarrufa on üç yıldır devam ediyordu. 100 TL ile başladığı yolculukta düzenli aylık tasarrufu 1.500 TL’ye kadar çıkarmıştı. BES fon karmaları dengeli/değişken fonlardan oluşuyordu. Fon karmalarının getirisini takip ediyor, sistemin katılımcıya tanıdığı imkanları aktif olarak kullanıyor ve gerekli gördüğünde fon karmalarındaki finansal ürünlerin ağırlığını dönem dönem değiştirmek gibi aksiyonlar da alıyordu. Bireysel emeklilik, arkadaşım için portföyünün korumacı ve en çok yeni kaynak aktarılan kısmıydı özet olarak ve çok aktif yönetiyordu.

Portföyündeki diğer üç seçenek ise, altın-dolar ve hisse olarak sıralanıyor.

Malum hisse senetleri için kötü bir ayı geride bıraktık. Temmuzu 1.126,90 puandan kapatan BIST100 endeksi, Ağustos ayını yaklaşık %4 değer kaybederek 1.078,61 puandan kapadı.

Hisse portföyünde sayı ne kadar az ise, risk ve getiri de o kadar çok olabiliyor. Seçtiğiniz hisselerin performansı iyiyse getiriniz hızla büyüyebiliyor, kötüyse sizi beklemeye ya da zarar pozisyonda satış yapmaya zorlayabiliyor. Arkadaşımın örneğinde, portföyde sadece iki adet hisse senedi var. Hisseye ayırdığı toplam paranın %80’i ile sağlık sektöründen bir adet, kalan %20’si ile de teknoloji hisselerinden bir adet hisse senedi almış. Hisse sayısı az, yüzde ağırlıklar agresif…

Aylardır Covid gerçeğiyle iç içe yaşar ve hayatımızı teknolojik ürünlerin bize sunduğu kolaylıklarla ‘online’ sürdürmeye çalışırken, sektörel seçimin bu ikisi olması gayet anlaşılabilir bana göre. Seçimi belirleyen sebeplere odaklandığımızda ise, durum biraz değişti.

Şirket bilançolarına, şirket defter değeri, fiyat/kazanç oranı gibi finansal rasyolara bakılmamış, şirketin faaliyet raporu, şirketle ilgili herhangi bir araştırma raporu okunmamıştı. Aldığı, pahalı bir hisse mi, ucuz kalmış bir hisse mi, bu kriterler kontrol edilmemişti. Sektörel bir değerlendirmeye göz atılmamıştı.

Seçimdeki en önemli motivasyon, kısa vadede fiyat artış beklentisiydi. Ve sürecin en riskli kısmı, hissenin ‘birinin tavsiyesi’ olmasıydı.

Sonuç olarak, iki hisseden oluşan portföydeki zarar, %26 seviyesindeydi dün itibariyle. Endeksin %4 gerilediği bir ayda, yatırım endeksten 6,5 kat fazla zarar etmişti, arkadaşım da doğaldır, çok üzülmüştü.

Hislerimize neden bu kadar çok güveniyoruz?

Belki de birçoğumuzun böyle bir deneyimi olmuştur hisse yatırımında. Belki kimimiz için çok uç bir örnektir, belki de neredeyse birebir aynısını yaşadığımız benzer bir deneyimimiz olabilir.

Bireysel emeklilik gibi uzun vadeli ve istikrarlı birikimi analitik biçimde on üç yıldır yapan bir ruh hali, söz konusu olan hisse senedi olduğunda neden beklentisini ‘kısa vadeli’ olarak kurguluyor? Bireysel emekliliğe yatırım yaparken gösterilen on üç yıllık sabır süreci, konu borsa olunca neden kısalıyor?

Yatırım kararlarımızda rasyonellikten neden uzaklaşabiliyoruz? Tek başımıza asla yenemeyeceğimiz bir piyasada ‘hislerimize’ neden bu kadar çok güveniriz? Yatırım portföyümüzün tamamı için geçerli olacak bir yaklaşım mümkün mü?

Biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Yatırımlarımızı çeşitlendirirken…

Yatırım çeşitlendirmesi, konuyla ilgili tüm uzmanların altını özellikle çizdiği önemli bir konudur. Piyasanın; takip edemeyeceğimiz sayıda dinamiği var, tüm finansal ürünleri bilmemiz ve iyi anlamamız mümkün değil ancak, piyasada birikimlerimizin de zamana yenilmesini istemiyor ve büyümesini arzuluyoruz.

Dönemsel olarak geçmiş yıllara baktığımızda hepimiz kendimize şuna benzer cümleleri söylemişizdir, keşke tüm parayı şuna dönseydim, keşke şu hisseden daha çok alsaydım, keşke şu metalden daha çok alsaydım gibi. Gerçekleşmiş veriler üzerinden piyasa yorumu gayet kolay… Önemli olan akan giden piyasa içinde yaşarken bir şeyleri doğru planlayabilmek…

Az sayıda ya da tek bir yatırım enstrümanına odaklanıp, piyasanın göremediğini çok önceden görüp pozisyon alan, yaptığı tercihten çok para kazanan, yatırımlarını hayal edilemeyecek seviyede katlayan insanlar var, okuyoruz. Hatta bu insanlardan bazıları, çok para kazandığı seçeneği en doğru noktada elinden çıkarıp, bir başka enstrümana geçerek kazancını katlayarak arttırabiliyor ve sıradan yatırımcının ömründe hiç görmeyeceği rakamları kazanıp, devasa portföylere sahip olabiliyor. Bu tarz yatırım anlayışıyla devam edip, her zaman kazanan tarafında olabiliyor.

Ben, böyle bir yetenekten yoksunum.

Benim gibi, hayat döngünüzün ortasını çoktan geçtiyseniz, yatırımın hazırlık aşamasını çok dikkatli kurgulamak gerekebiliyor.

Risk anlayışınızı ölçtünüz mü?

Yatırımlarda, getiri ile zıt kardeş olan bir başka kavram var: risk…

Sabır gerektiren uzun bir süreci sağlıklı kararlarla yönetmenin ilk şartı önce kendini tanımaktan geçiyor. Yatırımın başarısı, tatmin seviyesi herkese göre değişebilen, subjektif bir konu çünkü.

Kimimiz 100 bin liralık bir hisse senedi portföyünün bir ayda 102 bin olmasını harika bulurken, kimimiz 2 bin lira için alınan bir aylık riskin çok yetersiz olduğunu düşünebilir ki, 2 bin lira TL %12’den mevduatta elde edeceğiniz bir aylık faizin 2,3 katıdır. Yatırım araçlarındaki fiyat hareketlerine verdiğimiz tepkilerin çeşitliliği de, işte bu görüş farklılıklarından kaynaklanır.

İnsanın yaşına, aktif çalışma süresinin ne kadar kaldığına, gelecek planlarına, hayallerine, yatırımdan beklentisine, yatırımın süresine göre hep değişir.

Genç yaşta tasarrufa başlayan riski sevmeyen bir yatırımcıysanız, sizi yormayacak düzenli tasarruflarla zamana yayılmış istikrarlı birikimlerle hedefinize ulaşabilecekken, orta yaştaysanız bu anlayış yeterli olmayacaktır. Genç yaşta tasarrufa başlayan bir bireye göre, daha agresif bir yatırım planına açık olmak gerekebilir, çünkü aktif tasarruf döneminin büyük bir kısmı değerlendirilemeden geçmişte kalmıştır.

Yatırım kararlarınızı vermeden önce, finansal okuryazarlık gönüllüsü olan bir çok akademisyenin harika raporlarından faydalanabilirsiniz. Linkini hemen alta bırakıyorum.

Misyonunu ‘finans alanındaki bilimsel yöntemleri pratik uygulamalara dönüştürerek hem piyasa profesyonelleri hem de bireysel yatırımcılar için kullanışlı araçlar oluşturmak ve yatırım kararlarına destek vermek’ olarak tanımlayan iyi gelir platformu ile yeni tanıştım.

Prof. Serra Eren Sarıoğlu, Dr. Nazlı Kalfa Baş, yazılım uzmanı Özgür Akburu’nun çabalarıyla oluşturulan sitede çok faydalı içeriklere ulaşabilirsiniz.

Bitirirken…

Akılcı ve finans bilimine uygun olarak oluşturulmuş bir yatırım portföyü, yakın takip ve istikrarlı eklemelerle sizi hedefinize ulaştırabilir. Şanslıyız ki, bu konularda bizlere yardımcı olabilecek çok nitelikli insanlar var ve cep telefonumuzdan rahatça ulaşabileceğimiz içerikleri bizlerle paylaşabiliyorlar.

Evet, yatırım kararı vermeden önce çok düşünüyorum. Verdiğim kararların yanlış olma olasılığı nedeniyle, tüm portföyü etkileyecek bir ağırlığa sahip olmasından endişe ediyorum, yatırımların bazılarını, zararlı pozisyonlarında bile taşıyabilmek için, düşük yüzdelere bölmeye çalışıyorum. İdeali bu mu? Elbette hayır! Seçim bu satırların yazarınındır, yatırım kararından dolayı çok üzülen ve bu ay endeksin 6,5 katı zarar eden sevgili arkadaşım, önümüzdeki ay bu kaybı kapatacak müthiş bir getiriye de ulaşabilir.

Yatırım kararları kişiye özgüdür ve herkes için finansal tatmin, tasarruf sürecinin farklı bir katmanında olabilir. Bu durum, yatırım evreninin doğasında var.

İşe önce kendinizi tanımakla başlayın.

Sağlıkla kalın…

Hisse Senedi Efsanesi – Son Bölüm

( Bu yazı 06.08.2020 tarihinde yazılmıştır )


Son 10 gündür Borsa Endekslerimiz önemli düşüşler yaşıyor.
Bilindiği gibi Borsada endeks değerleri 100.000′ li değerlerle ifade ediliyordu ve virgülden sonra iki basamak daha vardı. 100.000,78 gibi, 102.400,47 gibi. 

BIST yönetimi, endekslerimizin bu 6 basamaklı ve 2 küsüratlı söyleniş tarzını dünyaya uydurmak amacıyla, endeks değerlerinden 2 sıfırı atmaya karar verdi, geçmişteki 6 basamaklı verileri de, yeni söylenişe uydurdu.

Biz de küçük yatırımcı olarak, ücretsiz platformlardan verileri incelerken, yeni formatı göreceğiz.  Örneğin, geçen yazımda sözünü ettiğim investing.com geçmiş dönemdeki 100.000’li verileri 4 basamaklı, iki virgüllü olarak güncellemiş bile. İleride endeks performanslarına baktığımızda sizi yanıltmasın. 

Yazıyı yazdığım esnada;

  • ABD S&P 500 endeksi 3.327,77 puan, 
  • ABD Nasdaq endeksi 11.125,44 puan, 
  • Alman DAX endeksi 12.660,25 puandan kapanış yapmıştı.

Biz de artık endekslerimizde 27 Temmuzdan beri 4 basamaklı, iki virgüllü bir ifade kullanıyoruz. 1.087,16 puan , 1.091,80 puan gibi.

Yukarıdaki tabloda BIST100’ün 6 iş gününde %9,5 zarar ettiğini görüyoruz. 100 bin liranız 90.500 TL ye düştü demek. Sadece 6 günde!

Karşılaştırmayı doğru yapmak açısından, bunun parasal olarak ne anlama geldiğini açalım biraz. 

En bilinen tasarruf yöntemi ile kıyaslayalım: mevduat…

100 Bin lirayı %8 den 1 yıl vadeli olarak mevduata yatırdığınızda alacağınız faiz 6.781 TL civarındadır.  ( yazı kaleme alındığında TL faiz %8’di. )
1 yıl vade benim için çok uzun, aylık faize göre kıyaslayalım derseniz ise durum şu: 

  • Şu an mevduat faizi %8 brüt. 
  • %8 üzerinden elde edilen faiz gelirinin %15’i stopaj olarak kesiliyor ve vergi olarak devlete ödeniyor.
  • Vergiden arındırdığımızda aslında net faiz %6,8       ( 8,00 * 15/100 = 6,80 ) 
  • Yıllık 6,8% net faiz getirisinin günlük versiyonu ise çok basitce bulunur: 365’e bölerek.
  • %6,8 / 365 = %0,018
  • Yani mevduattan 1 günde %0,018 getiri elde edersiniz.
  • 1 günde 18 TL.

Endeksteki kazanç ve kayıpları bu tarz karşılaştırmalarla değerlendirmek yol gösterici olabilir. Zaman ilerledikçe, kavramlara alıştıkça getiri analizini çok daha iyi yapacaksınız.

Örneğin, Endeks 27 Temmuzda %0,31 artarak mevduatın yaklaşık 17,22 katı kadar getiri sağlamış.  ( 0,31 / 0,018 = 17,22 kat ) 

Basitleştirelim,100 bin lira mevduatta 1 günde yaklaşık 18 TL getirecekken; Borsada 310 TL getirmiş.  

Ancak aynı Borsa, ertesi gün %3,59 düşmüş ve 1 günde 3.590 TL zarar ettirmiş.
Borsadaki getirinin ve götürünün ne derece büyük olabileceğini görebilmek açısından küçük örnekler bunlar…

Grafikteki düşüş çarpıcı değil mi? 100 bin liranın 90.500 TL ye indiği zaman dilimi o işte. Sadece 6 iş günü…

Bu hafta benim stratejim nasıldı?

Borsada bulunduğum 2 aylık sürede şu sonucu çıkardım ve eminim ki daha öğrenmem gereken çok şey var. 

  • Bir stratejiniz olmalı. 
  • Bir vade belirlemelisiniz. 
  • Riskte yoğunlaşmak ciddi getiri sağlayacağı gibi, ciddi kayıplar da yaşatabilir. Ben bu noktada yoğunlaşmayı tercih etmedim, portföyü az sayıda hisseye yığmadım, tabana yayılmak gibi düşündüm ve her hisseden yaklaşık olarak eşit seviyede almaya çalıştım.

Portföyümde 14 tane hisse senedi taşıyorum. Başlayalı yaklaşık 2 ay oldu. Ve bu süre uzun vadeli bir bakış için çok çok kısa bir süre. Satın alma işlemlerini aynı gün yapmadım. İlk hissemi 08 Haziranda aldım. Hedef hisselerimin her birinin fiyat hareketini takip ederek, 10 gün boyunca alım yaptım ve portföyümü oluşturdum. Hisselerin yüzdesel ağırlığı birbirine çok yakın. 14 parçaya bölünmüş bir risk yapısı kurmaya çalıştım. Satın almaya başladığımda BIST100 endeksi 1.090’lı seviyelerdeydi, endeks 1.200’lere kadar güzel bir yükseliş kaydetti, ben de getirilerimden memnundum. 

Grafik 08 Hazirandan bugüne ( 6 ağustos ) olan dönem. Standart yükseliş düşüş grafiği, zor bir tarafı yok. 

Kırmızı oklar alım yapmaya başladığım dönemdeki endeks değerini , yeşil ok ise bugünün değerini gösteriyor. Sarı ile işaretli alan benim için bir kırılma noktasıydı. 10 Temmuzda, endeks sarı ile işaretli yere geldiğinde, zararda değildim, kar alıp portföyün tamamını nakite geçebilirdim. Öyle de yaptım. Yaklaşık %5.5 kazanç ile tüm hisseleri sattım. Uzmanların ‘panik satış’ dediği şey tam da bu. 

Tam bu noktada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.3 gün sonra endeks 10 Temmuzdaki kayıplarını fazlasıyla yerine koydu ve ben sattığım hisseleri daha yüksek fiyattan bir daha almak zorunda kaldım. Sonuç: 

  • Hisse başına maliyetimi yükselttim.
  • Kazanç marjımı düşürdüm.

Borsada psikolojinin ne kadar önemli bir şey olduğunu kendim yaşadım, kendim öğrendim. Bu nedenle, borsadaki davranış biçiminizi önceden kestirerek bir strateji oluşturmalısınız. En küçük bir fiyat düşüşünde uykularınız kaçacaksa, borsa size uygun bir yer değil, tasarruf için kalp çarpıntınızı arttırmayacak başka yollar ararız. 

Bazı şeyler yanlış yapmadan maalesef öğrenilmiyor, benim açımdan böyle oldu. Ancak şunu öğrendim. Hissesini alarak ortak olduğunuz şirketlere güveniyorsanız, seçimlerinizi akılcı şekilde, doğru ve matematik yollarla, kendi analiz süzgecinizden geçirerek yaptıysanız, yatırımınıza güvenin. 

Peki şu an ne durumdayım?

Endeksin dip seviyesindeyiz son iki ayı baz alırsak, pozisyon olarak da zarardayım, ancak aldığım şirketlere güveniyorum.

Bugün, satış yaptığım seviyenin de altındayız. Hisselerimi satmadım. Hatta maaşımdan aylık olarak ayırmayı planladığım tutarla hisse sayımı arttırdım.  Düşüşlerde hep böyle yapacağım. Biliyorum ki, bugün daha düşük fiyattan aldığım hisse, hem ortalama maliyetimi düşürecek, hem de orta ve uzun vadede kazancımı arttıracak.

Aşağıdaki tablo Borsanın 1998 den beri grafiği. 

Ana trende odaklanın.

Düşüşleri alım fırsatı olarak değerlendirme çalışın. Borsadaki işlem kurgunuz ve sürdürülebilir stratejiniz bu olsun. Nasıl olacağı konusunda , çok paylaşımlarımız olacak.

Sonuç olarak, 

Borsada oyun oynanmaz, Borsada yatırım yapılır.

Hisse senedi yatırımı bir ‘oyun’ değildir. Borsa da bir oyun alanı değildir.

Borsada geleceğinizi inşa edebilir, finansal özgürlüğünüzü kazanabilirsiniz. 

Borsa ciddi iştir, emek, sabır ve strateji ister. 

Kayıp yaşadığınızda sizi ve ailenizi zor duruma sokacak bir parayla asla Borsa’da olmayın.

Borsadaki birikiminiz, işler yolunda gitmediğinde mutlak kullanmak zorunda olduğunuz kısım olmasın. 

Daha işe başlarken ‘bekleyebilme’ lüksünü bir kenara koyun, küçük bir tutar ile başlayın.

Birikimlerinizin belli bir yüzdesini ( üçte biri, dörtte biri, yarısı… size kalmış ) Borsa’da değerlendirin.

Kapalı sosyal medya gruplarında yatırım  tavsiyesi verip küçük yatırımcıyı zor duruma sokan insanlardan uzak durun.

Yatırımı yaparken, 

  • Hedef belirlemek, 
  • Yatırımın süresini saptamak, 
  • Uzun vadeli bakmak,
  • Bol bol okumak, 
  • Güncelden kopmamak
  • Ve yatırımınıza sahip çıkıp, gidişi yakından izlemek gerekir.

Aynı cümleyi sonda bir kez daha tekrarlamak istiyorum.

Hisse senedi yatırımı bir ‘oyun’ değildir. Borsa da bir oyun alanı değildir. 


Sağlıkla kalın.

Borçlanma, bir tasarruf türü de olabilir mi?

*Bir krediye mi ihtiyacınız var?

Hangi şartlarda borçlanma?

Hayatın finansal gerçekleri etkisini, kimimiz için bazen, kimimiz için çoğu zaman, kimimiz için ise her zaman hissettirir. Bu zorlayıcı etkiyi, hayatı sürdürebilmek için borçlanmak zorunda kaldığımızda da hissederiz. Bazen emeğimizle yarattığımız maddi değer yetersiz kalır, borçlanırız…

Son 20 yıllık dönem ; özellikle bireylerin artan ölçüde borçlanmasıyla, borçlanarak ev, araba gibi değerlere ulaşabilir hale gelmesiyle geçti.

Hafızalarda halen taze, pandeminin yıkıcı ekonomik etkisini hafifletebilmek amacıyla ülkemiz ekonomi yönetiminin kriz önleme seçeneklerinden biri de, ucuz maliyetle kredi imkanı tanıyarak, vatandaşın üzerindeki ekonomik şoku azaltmaya yönelik bir diğer borçlanma modeliydi.

Hepimiz biliriz, Amerikan yaşam biçiminin film ve dizilere yansıyan sert gerçekliklerinden biri, kahramanlarının yıllar boyu hayıflanarak ödediği mortgage taksitleridir. Amerikan alt/orta sınıfı, sorumluluklarından ve hayatlarındaki baskılardan bahsederken ilk bu örneği verirler filmlerde; mortgage sahibi olmayı…Ki oradaki faizlerin seviyesi bizimkilerin yanında gayet düşüktür ve vadeler de 30 yıllara kadar yayılır.

Bizde de özellikle 2005’li yıllarda, dünyanın şimdikine benzer parasal bir bollaşma içinde olduğu dönemde %1 psikolojik sınırının altına inen mortgage faizleriyle yaşadığımız dönemi düşünün. Para, o kadar çoktu ki dünyada; ucuzlayan kredi maliyetleri, dünyadaki trende benzer şekilde ülkemizde de borçlanmayla bir şeylere sahip olma döneminin kapılarını açtı. İnsanlar mortgage kredileriyle evler, taşıt kredileriyle otomobiller ve tüketici kredileriyle türlü türlü teknolojik ürünler, tatiller aldılar.

Aslına bakarsanız hayat tüketmekten değil, tasarruftan ibaret, hepimiz tasarrufla ilgili aydınlanmaya varıyoruz günün birinde… Öyle ya da böyle…

Bu aydınlanmaya hayatlarının erken dönemlerinde varanlar ya zengin, ya ‘finansal özgür’ oluyor.

‘Keşke tasarruf etseydim’ pişmanlığının arka planında, dünyadaki parasal bollaşmanın pompaladığı tüketim çılgınlığı yer alıyor ve bunun finans sistemiyle desteklenen sihirli sözcüğü ise şu oluyor, ucuz para…

İşim gereği, insanların borçlanma taleplerini değerlendiren sacayaklarından biriyim. Finansal okuryazarlıkla ilgili olarak finans profesyonellerinin başlattığı gönüllü organizasyonlar, bilinçlendirme faaliyetleri, kamu spotları vb birçok bilgi akışına rağmen, insanların dış finans kaynağına, yani alışılmış dille borca ulaşma çabası, rasyonellikten yıllardır uzaklaşmıştı ve bu güçlü eğilim maalesef her geçen gün daha da derinleşerek devam ediyor…

Findeks girişimi, tüketici kanununda yapılan değişiklikler ve finansal okuryazarlıkla ilgili tüm çabalara rağmen halen insanlarımızda kontrolsüz ve ihtiyaca değil, ‘isteklere’ yönelik anlamsız tüketim çabaları gözlemliyorum…

Sms ile kredi başvurusu çok ‘ulaşılabilir’ bir yöntem artık…

Krediye başvuran insanların bir hafta gibi kısa bir süre içinde on tane bankaya ayrı ayrı başvuru yaptığını, hepsinin reddolduğunu bile bile onbirinci bankaya başvurmaktan geri durmadığını izliyorum. Ve bu durum beni aşağıdaki soruya götürüyor.

Borçlanma eylemi, hangi noktada rasyonellikten uzaklaşır?

Kendi halinde bir yaşamı, orta halli bir çevresi, yine orta halli bir evde kiracı, evli & çocuklu bir aile düşünün. Vergisini ödüyor, kanunlara uyuyor, toplumla uyumlu ve toplumu daha yaşanır kılan davranışlar sergileyen iyi bir aile… Parasal maliyetlerin ucuzlaması sayesinde borçlanarak ev almak istiyorlar…

Fakat bu büyük kararın sonuçlarına maruz kalmadan önce, kendi hayat anlayışıylarıyla ilgili olarak ortak bir almak zorundalar.

On yıl boyunca taksit ödeyebilmek için nasıl bir zihinsel hazırlık yapmalı? Bu hazırlıktan aileye düşen pay ne? Bu uzun vadeli borçlanma, ödeme süresince onları madden köşeye sıkıştıracak bir pranga mı olacak, yoksa ilk bir kaç yıl geçtikten sonra ‘nasıl ödediklerini anlamadan’ bitip gidecek bir yatırım fırsatı mı?

Borçlanma da tıpkı tasarruf gibi planlı yaşamayı, ihtiyaçları isteklerin önüne almayı gerektiren bir yaşam biçimidir bana sorarsanız… Borçlanma ile tasarruf kavramlarının davranış kalıpları, şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor. Borçlanma da tıpkı tasarruf gibi disiplin, planlama ve sabır gerektirir, zordur…

Bir borçlanmaya girdiğinizde, her ay bütçenizden ayırmak zorunda olduğunuz taksitten artakalanla geçinmek zorunda olduğunuz için, hesaplama yapmak zorundasınız. Kredi taksitlerinizi geciktiremezsiniz, sorumlu yaşamayı ve davranmayı öğrenmeniz ve bıkmadan bunu uygulamanız gerekecektir. Zaten bir süre sonra bunlar, bir alışkanlık setine dönüşecek, hayat felsefenizin merkezinde yer edecektir.

Borçlanma ile bir şeyler edinmek, düzenli geliri en kritik konu haline getireceği için, işinize daha sıkı sarılmanızı sağlayabilir, bazı durumlarda iş performansınızın artmasına yol açacak olumlu ekstralar bile yaşatabilir.

Borçlanma ve tasarrufun şaşırtıcı ortaklığı

Hayatımızın döngüsünde bir biçimde borçlanmaya giriyoruz. Önemli olan bunu verimsiz bir sarmalda yaşamak için değil, sonucunda somut maddi değerlere ulaştıran süreçlerde kullanabilmek…

Gelişmiş ülkelerde alt/orta sınıfın tasarruf yapabilme yollarından en önemlisi borçlanma… Aylık ücretlerle ulaşılamayacak varlıkları uzun vadeli borçlanmayla alabiliyor insanlar…Ülkemizde de durum farklı değil. Üstelik bizde baz ücretler Avrupa’daki eşdeğerlerinin çok daha altında. Konut & taşıt gibi varlıkların fiyatları döviz kuruna çok bağımlı ve ülke olarak kur riskini her daim yaşıyoruz. Özetle bizim işimiz her zaman daha zor.

Ancak planlı, sabırlı ve ihtiyaçlara öncelik veren rasyonel bir çizgide olursanız, her şey mümkün.

Tasarruf kavramını hayatınızın merkezine yerleştirdiğinizde, borçlanma ehliyeti denen ve modern dünyada değer verilen çok önemli bir kazanımı beraberinizde taşımış oluyorsunuz ve bu kazanım, ev sahibi olmak gibi, belki de on yıl sonra ulaşabileceğiniz bir refah seviyesini getirip kredi mekanizmasıyla bugünden önünüze koyuyor.

Evet, borçlanarak da tasarruf yapılabilir, yeter ki planlamanızı doğru yapın, adımlarınızı doğru atın…

Sağlıkla kalın…

Hisse senedi efsanesi – 2

Merhaba,

Hisse senedi piyasası , alıcının ve satıcının birbirini görmeden buluştuğu bir pazar aslında. Bu pazardan alışveriş yapmak için öncelikle bazı aşamaları geçmek gerekiyor. 

Bir önceki yazıda hisse senedi ile ilgili çok küçük bir giriş yapmış ve bazı sorular sormuştuk. Bu yazıyı yavaş yavaş cevaplara ayıralım.

1. Yatırım Şirketinizi seçin.

Hisse senedini, bu konuda SPK* tarafından yetkilendirilmiş Aracı Kurumlar vasıtasıyla alabilirsiniz. 

*Sermaye Piyasası Kurumu, ülkemizin bu konudaki otorite kurumudur.  

Çok basit, bir bankada hesap açar gibi, bir aracı kurumda yatırım hesabı açmanız gerekiyor. 

Ülkemizde hisse senedi işlemleri için hesap açabileceğiniz 66 tane Aracı Kurum var. SPK’nın sitesinde yer alıyorlar.Linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.spk.gov.tr/SiteApps/EVeri/Detay/ak

Hesap açılışı esnasında hisse alıp satarken sizden kesilecek olan komisyon oranı ile ilgili iyi pazarlık yapmayı unutmayın. 

66 tane Aracı Kurumun 19 tanesi Bankaların aracı kurumu. Örneğin Akbank-Ak Yatırım, İş Bankası-İş Yatırım, Vakıfbank-Vakıf Yatırım gibi. 

Özellikle banka yatırım şirketleri, komisyon oranında çok rekabetçi olmuyor ilk başlarda, ancak zaman geçip, hisse konusundaki bilinciniz artınca, bu tarz pazarlıklarda çok daha güçlü olabilirsiniz. Ancak bir başka yönden ise, yıllardır çalıştığınız bir bankanın aracı kurumunda yatırım hesabı açmak, düşük komisyonlarla hizmet almanızı veya yatırım şirketiniz ile daha çabuk bağ kurmanızı hızlandıran bir avantaj da olabilir. Karar sizin.

2. Yatırım Hesabınızı açın.

Dilediğiniz şirketi seçip, cep telefonunuzla, yatırım şirketinizin çağrı merkezine ulaşabilir; yatırım Hesabı açmak ile ilgili süreci kolayca başlatabilirsiniz. 

Eskiden sayfalarca imza atmayı gerektiren yorucu süreçler yok artık, herşey kolay ve sade. Sözleşmeler, evinize & işyerinize gönderiliyor, imzalayıp karşı taraf ödemeli kargo ile şirkete ulaştırıyorsunuz. 

Aracı Kurumların hisse senedi alım-satım komisyonları Binde 1,5 ile Onbinde 4,25 aralığında değişebiliyor. Bu oranlar tercih edeceğiniz aracı kurumun internet sayfalarında yer alacaktır. Ayrıca yatırım şirketleri tarafından ‘saklama ücreti’ adı altında bir ücret daha alınır, sitede bulamazsanız doğrudan bu ücreti aracı kurumunuza da sorabilirsiniz.

3. Yatırım Hesabınıza para yatırın.

Yatırım hesabınızı açtıktan sonra hisse senedi almak için hesabınıza para yatırmanız gerekecek, Banka hesabınızdan yatırım hesabınıza EFT yapın. Artık mobil bankacılık kanallarının çoğu ücretsiz EFT hizmeti veriyor, bu gibi tasarruf amaçlı para transferleri için para ödemediğinize emin olun.

Artık hisse senedi almak için, yatırım şirketinizin işlem kanallarından biriyle alım yapma aşamasına geldiniz.

İşte tam burası, hisse senedi tasarrufunun en zor kısmıdır.

Karar verme.

Şimdi bu seçimi yaparken kullanabileceğimiz ücretsiz yollara bir göz atalım.

tr.investing.com

En sık kullandığım ücretsiz uygulamalardan biri. Reklamlı bir sürüm. Reklamsız, yani ücretli versiyonu da var, ancak ben ücretsiz sürümünü gayet yeterli buluyorum.

Bu sitede kullanıcı tanımı yapabilir, takip etmek istediğiniz hisse senetlerini izleme portföyünüze alabilirsiniz. Böyle bir işlem, takip ettiğiniz hisselerle ilgili haberlerin, otomatik olarak önünüze düşmesini sağlayacaktır. 

Unutmayın, yatırım yaptığınız şirketin faaliyetlerinden ve gidişinden haberiniz olsun. Hisse senedinde ‘bilgi’ çok değerli bir sermayedir.

Kullanıcı tanımı yaparak takibe aldığınız hisse senetlerinin bilançolarını, gelir tablolarını ve finansal oranlarını inceleyebilir, hisseyle ilgili fiyat alarmı yaratabilir, günün yükselen ve düşen hisselerini inceleyebilir ve herşeyden önemlisi ‘Temel Analiz’ yaparak hisse seçiminizi kişilerden ve temelsiz bilgilerden uzak, kendi analizlerinizle yapabilirsiniz.

Hisse senedinizin grafiğini Gün-Hafta-Ay-Yıl-Maksimum süre bazında inceleyebilirsiniz.

Bunları nasıl yapacağımız konusundaki yazıyı, bir sonraki olarak planlıyorum.

KAP ( Kamuyu Aydınlatma Platformu )

Borsadan hisse senedini almış olduğunuz şirketler finansal raporlarını, özel durum açıklamalarını, kamuya açıklanması gereken diğer hususları kamuya açıklamakla yükümlüdürler. 

KAP, sermaye piyasası ve Borsa mevzuatı uyarınca kamuya açıklanması gerekli bildirimlerin elektronik imzalı olarak iletildiği ve kamuya duyurulduğu elektronik sistemdir.

Mobil ve Tablet uygulamaları da var. 

KAP Mobili telefonunuza indirerek, küçük yatırımcının korunması amacını taşıyan bütün bildirimleri hızlıca alır, bilgiye süratle ulaşırsınız.

Bloomberg HT & Business HT 

Ülkemizin ekonomi kanalı diye adlandırabiliriz, mobil uygulamalarından piyasa & borsa & şirket haberleri gibi tüm içeriklere ulaşmak mümkün ve günün başından sonuna kadar  çok kaliteli isimlerle ekonomiyi, hisse senetlerinizi ve tasarruf yolculuğundaki köşe taşlarınızı kontrol altında tutma konusunda ‘bilgi temelli’ bir yardım alabilirsiniz.

Bir sonraki yazıda, bu platformları nasıl kullanacağımızı örneklerle paylaşacağım. Siz de basit bir tarama ile telefonlarınızın uygulama marketlerinden borsa ve hisse ile ilgili bir çok uygulamayı indirebilir,inceleyebilir, fikir sahibi olabilirsiniz. 

Sonuç olarak;

Hisse senedi alıp satmak hiç de öyle zor birşey değildir. Sonuçta ne şirket kuruyoruz, ne bürokrasi ile uğraşıyoruz.Yapacağımız şey, fiyatının yükseleceğini öngördüğümüz bir hisse ile bir şirkete ortak olmak, zamanı geldiğinde de hisseyi satmak ve ortaklık ilişkisini bitirmek, paramızı çekmektir. Veya hisseleri satmayıp, hissenin yılda bir verebileceği ‘temettüler’ ile sürdürülebilir bir gelir sahibi olmaktır. 

Acele etmeden, bilinçli adımlarla oluşturulmuş bir yatırım portföyü, emeğimizin akıp giden yıllara ezilmeden büyümesine yardımcı olabilir. Finansal özgürlük hedefini daha mümkün kılabilir.

Sağlıkla kalın…

Nedir şu yatırım fonu dedikleri?

Pazar günü gazetenizi okurken, yatırım fonlarında bu hafta diye tablolar olur…

Hiç baktınız mı?

Hisse fonları, kıymetli maden fonları, değişken fonlar, likit fonlar vb.

Tablolarda günlük, haftalık getiriler % olarak yazar, biraz da küçük olur, pek dikkatimizi çekmez.

Kahvemizden, çayımızdan bir yudum daha alırken, diğer sayfaya geçiveririz büyük olasılıkla…

Tablolarda küçük puntolarla yazan %getiriler, aslında tasarruflarımızın durduğu yer ve ne kazandırdıkları noktasında en rasyonel fikir vericilerdir. Mevduatınıza %11 faiz aldığınız bir ortamda, mevduattan elde ettiğiniz haftalık getiri %0,17’dir. Tabloya göz atarken karşılaştırmayı bu bilgi doğrultusunda yapabilirsiniz.

Tasarruf dünyamızda değişime uğrayanlar…

Yatırımlarımızda belli bir oranda ve al-sat değil, uzun vadeli beklentilerle alınmış hisse senedi yatırımının, ne denli önemli olduğu konusunda düşündüklerimi yazmıştım. Uzun vadeli hisse almaya başlayalı kısa bir süre oldu ama, son dönemde borsa konusunda birçoğumuzun tercihini belirleyen önemli bir arka plan olduğunu düşünüyorum.

Bütçe yönetirken zamanı yönetememek .

Ya da fırsat buna bulamamak…

Covid-19; yılın ilk çeyreğinden sonra, global olarak herşeyi etkiledi ve halen bitmiş değil. O kadar ki, bundan sonra yaşayacağımız yıllar; Covid sonrası diye adlandırılacak.

Bu dönemde şunu anladık ki, ülkeler ne kadar zengin olursa olsun, kaynaklar kısıtlı ve dünya, kısa dönemli bir ekonomik kapanmayı dahi kaldıramayacak bir döngünün içinde. Küçük ölçekte aynı şey, insanlar için de geçerli.

Maskeler, vazgeçilmezimiz oldu…

Evlerimize kapandığımız dönemde, kendi ekonomimizin durumunu gözden geçirme ya da yakından inceleme fırsatı bulduk. Bu süreçte aldığımız bazı kararlar, ülkemizdeki küçük yatırımcının tasarruf dünyasında devrimsel bazı değişikliklere etki edecek gibi duruyor.

Genel resme bir göz atalım isterseniz,

Ülkemizdeki tüketici enflasyonu son 2 yıldır ay bazında %8,5 ile %25 arasında, yüksek oynaklıkla seyretmiş ve ortalama enflasyon aynı dönemde %15,92 seviyesinde olmuş.

https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Istatistikler/Enflasyon+Verileri/Tuketici+Fiyatlari

Özeti, bu dönemde tasarruflarımız ortalama %15,92 seviyesinde büyümediyse, ortada getiri yok…

En yakın tüketici enflasyon verisi temmuzda açıklandı: %11,76*

Bankalarda %11 mevduat faizi aldığınızı düşünürseniz, ki oranlar, son 10 günde yükseldi, stopajı da çıkın, net %9,35 oluyor ve TL mevduattaki tasarruf, %11,76’lık enflasyonun aylık bazda %2,41 gerisinde kalıyor, enflasyona yeniliyor.

BDDK’nın raporlarını da okumaya çalışıyorum belli aralıklarla. Özellikle bir rapor, mevduat alışkanlıklarımız ile ilgili önemli ipuçlarıyla dolu. Rapordaki bir istatistik, ülkemizdeki mevduatın vade yapısı ile ilgili önemli bir saptamaya yardımcı oluyor.

  • Bireysel yatırımcıların sahip olduğu mevduat toplamı, tüm mevduatların %61’i.
  • 6 aya kadar olan mevduatın payı %94,
  • 6 aydan uzun mevduatın payı %6.

Tasarruf sahipleri olarak uzun vadeyle pek işimiz yok özetle…

Ülkemiz enflasyonunun %15 seviyelerindeki 2 yıllık seyri, reel getirilerin TL mevduatta eksiye düşmesi, küçük yatırımcıyı, birikimlerini değerlendireceği farklı seçenekler aramaya yöneltmiş görünüyor ki, bunu değerli ekonomistler de sıkça söylüyor.

İşte bu yüzden Merkezi Kayıt Kuruluşu ( MKK ) kayıtlarına göre Borsa’ya 400.000’den fazla yeni yatırımcı geldi. Yatırım fonlarına ilgi, bu yüzden arttı.

Merkezi Kayıt Kuruluşunun verisidir.

Yatırım fonunun hisse ile ortak noktaları ne derseniz; vade ve fiyat konusunda benzer, seçimi yapan kişi konusunda farklı yönü var bana göre.

Borsada hisse seçme işini kendi emekleriniz ve analiz gücünüzle bizzat siz yaparken,yatırım fonunda ise,fonun içindeki hisseyi sizin yerinize finans profesyonelleri seçiyor ve hissenin yanı sıra başka seçenekler de serpiştiriyor.

Siz, bu hazır karmalardan birini alıyorsunuz.

Yatırım fonunda da kritik nokta, tıpkı hissede olduğu gibi, ‘vade’.

Piyasamızın değişkenliği, defansif yaklaşmaya ve yatırımları kısa vade tutmaya götürmüş bizi.

Ancak hem borsada, hem de yatırım fonunda enflasyonu yenen getiri, büyük oranda orta & uzun vadede kazanılıyor.

Fiyata gelince, her ikisinde de alış-satış fiyatı çok önemli.

Nasıl bir hisseyi pahalıyken almamak için birçok ön hazırlık ve araştırma yapıyorsak, yatırım fonunda da aynısı. Örnek, altına endeksli yatırım fonuna, altın 370 TL iken girmek varken, 480’i beklememek gibi.

Tasarruf seçeneklerini arttırmak ve piyasa fırsatlarından yararlanmak isteyen, ancak çok yakından izleme şansı olmayan, analiz bilgisi başlangıç seviyesinde yer alan yatırımcı için önemli bir seçenek fonlar…

Seçeceğiniz fon türüne göre, size piyasanın her reaksiyonunu yansıtabilecek esneklikte,çok önemli bir finansal araç…Altına ilgi duyana altın fonu, hisse yatırımı yapana hisse fonu, yurtdışındaki teknoloji hisselerine ilgili duyana yurtdışı teknoloji hisseleri fonu.

Ya da bir yatırım aracındaki riskiniz çok yüksekse, tasarruflarınızın kalan kısmı için, riski azaltmak adına, daha korumacı, daha garantici seçenekler… İhtiyacınıza, risk anlayışınıza bağlı olarak, kendinize uygun bir yatırım fonu bulmak daima mümkün.

Sanırım son dönemlerde,küçük yatırımcı da, işin bu yönüne daha dikkatli odaklanmış ki,yatırım fonlarının işlem hacimleri patlamış:

  • 2018 27 Milyar TL
  • 2019 52 Milyar TL
  • 2020 106 Milyar TL

https://www.tefas.gov.tr

https://www.tefas.gov.tr/IstatistikiRaporlar/ToplamIslemHacmi.aspx

Tefas’ın önemi.

Yatırım fonu seçerken, TEFAS-Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu sitesini kullanabilir, bankanızın mobil uygulamasından rahatça alabileceğiniz tüm fonları inceleyip, birbirleriyle karşılaştırabilirsiniz, yine TEFAS mobil kullanarak fonu favorilerinize ekleyebilirsiniz. TEFAS Mobil uygulaması size çok verimli bilgiler sunuyor.

Ekonomistler, yatırım söz konusu olduğunda, portföyü çeşitlendirmenin, riski dağıtma ilkesi açısından faydalı olacağını söylüyor. Yatırım fonu da, piyasa dinamiklerini tasarruflarınıza hızlı şekilde yansıtabilen nitelikli bir seçenek.

Tasarruf, özgürleştiren bir yolculuktur.

Tasarruf uzun soluklu bir yolculuk ve bu sürede birçok finansal araçtan etkin şekilde yararlanmak gerekebiliyor. Bunun için yetkili kurumlarımız gayet açık, şeffaf ve ulaşılabilir sistemler kurmuş..Yatırım fonu sözkonusu olduğunda, Tefas bunun en iyi örneklerinden biri…

Hisse seçiminde nasıl bilgiyi doğru ve yetkin kaynaktan edinip,kendi süzgecimizden geçirip adım atıyorsak, yatırım fonunda da aynı rasyonel yolu, TEFAS’da yer alan ilgi duyduğumuz fonları sabır ve dikkatle inceleyerek izleyebiliriz.

Yarın gazeteyi bu gözle okumakla işe başlayabilirsiniz…

Sağlıkla kalın.

Borsada zor zamanlar…

Borsamız yatay-aşağı bir seyir izliyor.

Bir süre bu çizgide gideceğe de benziyor.

Motivasyonunuz düşük olabilir.

Elinizde nakit varsa, güvendiğiniz hisselerinizden bir miktar daha almak hep konuşulur, ortalama maliyeti düşürür, iyi bir yaklaşımdır.

Peki ya nakitiniz yoksa?

Bu zor ve sıkıcı zamanı hisselerinize yeniden göz atmak için değerlendirebilirsiniz.

Şirketinizin faaliyet raporunu bir kez daha okuyup hafıza tazeleyebilirsiniz. İnternet sitesine bakıp, Yatırımcı İlişkileri sayfasında yeni bir paylaşım yapmış mı kontrol edebilirsiniz.

  • Hangi bilanço döneminde almıştınız?
  • Yeni bir çeyrek dönem finansal açıklandı mı?
  • Bir öncekine göre gelişim nasıl?
  • Ana çizgide bozulma olmuş mu?
  • Kontrol edebilirsiniz

KAP ( Kamuyu Aydınlatma Platformu ) yoluyla açıklanan yeni bilgiler var mı? KAP mobili telefonunuza indirin, Şirketinizi takibe alın, Kaçırdığınız bir gelişme olmasın.

Şirketin gelecek projeksiyonlarında takip edeceğiniz yeni bir haber yer almış mı,bakın.

Böyle bir gelişme orta-uzun vadede tasarruf isteğinizi arttırabilir.

Son dönemde şirketinizle ilgili yayınlanmış bir analist raporu olmuş mu, internetten kontrol edin.

Aracı kurumların araştırma raporlarına göz atın.

  • Şirketinizin bulunduğu sektörle ilgili, sektörel analizler yapılmış olabilir, okuyun.
  • Şirketinizi kendi klasmanında rakipleriyle kıyaslayın.
  • Sektör bilgisi konusunda da kendinizi geliştirmiş olacaksınız.

Güçlü hisseyi alıp uzun vadede beklemek isabetli bir yaklaşım olabilir, ancak bu süre içinde yatırımınızı takip etmeyi unutmayın.

Gelişmelerden kopmayın.

Sağlıkla kalın.

Müjde haftasında borsa…

Portföyümdeki hissenin ‘piyasa deyimiyle’ taban yapmasına hiç alışık değilim, ancak maalesef bu hafta yaşadığım buydu. 

İlk kez…

Bu haftaya damgasını vuran olay, Karadeniz’de bulunan doğalgaz rezerviyle ilgili ilk açıklamadan hemen sonra beliren ve 2-3 gün boyunca irrasyonel bir beklentiyle şişen, aşırı iyimser havaydı.

Aşırı beklenti, açıklama sonrası negatif havaya büründü, borsa yerini kar satışlarına bıraktı, endekste, özellikle enerji sektörü hisselerinde çok sert düşüş, dolarda belirgin sıçrama yaşandı…

BİST100 endeksi, cuma gün içi %5,30 pozitif seviyelere kadar yükseldi, finalde haftayı öncekine göre %2,4 pozitif kapadı.

Uzun vadeli hisselerimden biri de enerji sektöründeydi ve bu sert hareketin tam merkezindeydi. Hissedeki kazancım hızla %21 seviyesine kadar çıktı, belirsizlik bitince ‘taban’ yaptı, haftalık kazancı %5,2’ye kadar düşerek haftayı kapadı. Portföydeki hisselerden bir tanesinin haftalık %5,2 performansı gayet tatmin edici aslında. 

Ancak ben, haber akışları veya beklentilerle, şirketimde asıl faaliyetlerinden bağımsız, aşırı bir değerlenme olsun istemiyorum. 

Bu konuda çok netim!

Sebebine gelince,

İrrasyonel bir değerlenmeden, kendi hissem bile olsa, uzun vadeli bir yatırımcı olarak çok ürküyorum, hisse seçim kararımı gözden geçirme ihtiyacı hissediyorum. Haftayı pozitif %5,2 kapatan hissem belki haftaya %5,2 negatif olacak, bilmiyorum. Ancak şirkete güveniyorum, çok ciddi araştırarak portföye aldım. İstikrarlı yükselişi, sabırlı bekleyişi seviyorum.

Hisseyi seçerken; 

  • faaliyetlerinden yarattığı değer nedir, 
  • öz kaynağı büyüyor mu, 
  • gelecek vizyonu nasıl, 
  • faaliyet raporlarında ne yazıyor, 
  • faaliyet konusuna yönelik duran varlık yatırımı yapıyor mu diye, derinlemesine bakmaya çalışıyorum her zaman…

Gelecekteki projelerine bakıyorum, varsa Ar-Ge yatırımları artış eğiliminde mi bunları inceliyorum. Çeyrek dönem bilançolarını ve bilançolarla ilgili analist yorumlarını okuyorum.

Fiyat hareketlerinin çok sert olduğu bu haftadaki gibi ortamlarda asıl dramatik ve riskli olan; piyasadaki aşırı beklentiyle oluşan ortama, enerji hissesi satın almak için düşünmeden dalanların, haber sonrası yaşadığı şoktur. 

Kısa vadeli al-sat mantığıyla borsaya giren küçük yatırımcılar da bu şoktan payını aldıysa eğer, kendileri için tek dileğim şu: umarım krediyle alınmamış pozisyonlardır!

Sağlıkla kalın…

 

Yasal Uyarı

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır.

%d blogcu bunu beğendi: